• Stj.Av.Nazmiye Şen

CUMHURİYET'E KUŞATMA,MASONLAR VE ATATÜRK

En son güncellendiği tarih: Şub 29


İZMİR SUİKASTI VE KAZIM KARABEKİR'İN GÜRBÜZLER ORDUSU


Kurtuluş Savaşı'nın bazı paşaları ile Atatürk arasında suikast hadisesi veya başka nedenlerden birtakım problemler olmuştu. Kazım Karabekir'de bu paşalardan birisiydi. Paşa, İstiklal Mahkemeleri'nde yargılandıktan sonraki dönemde Atatürk ile görüşmemiş. Fakat Atatürk 1936'da Dolmabahçe Sarayı'nda tertiplenen uluslararası bir Tarih ve Dil Kongresi'nde kendisini de çağırmış ve o da kongreye katılmıştır. Fakat eşine söz verdiği için kongreden erken ayrılmıştır.

Atatürk Dolmabahçe'de hasta yatarken

''Çağırın Kazım'ı helalleşmek istiyorum'' demiş.

Fakat bunu ona bildirmemişlerdir.

Daha sonra Karabekir'e ''Gider miydin?'' diye sorulduğu zaman

''Tabii giderdim. O Mustafa Kemal'di.'' diyor.


15 Ekim 1922'de Ankara'ya gelen Kazım Karabekir, Edirne Milletvekili sıfatı ile meclis çalışmalarına devam etti. 17 Şubat 1923'te Türkiye'de ilk defa toplanan İzmir İktisat Kongresi'ne başkanlık yaptı ve 29 Haziran 1923'de TBMM'nin İkinci Devresi'nde İstanbul Milletvekili seçildiği dönemde; Doğu Cephesi Komutanlığı görevini de fiili olarak devam ettirmekte idi. 21 Kasım 1923'te İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. İstanbul milletvekili olarak Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez ve diğer arkadaşlarıyla birlikte ilk muhalefet partisi olan TCF'yi kurdu ve partinin liderliğine seçildi(1924). Doğuda Şeyh Sait isyanı çıkmış ve bu isyanda TCF'nin rolü olduğu iddia edilmişti. İsmet İnönü başkanlığındaki hükümet tarafından bu olay bahane edilerek 5 Haziran 1925'te Bakanlar Kurulu kararı ile TCF kapatıldı. Ayrıca Kazım Karabekir bu dönemde Mustafa Kemal'e düzenlenen İzmir suikastı ile ilgili olarak İstiklal Mahkemesi'nde yargılanıp beraat etti. Kazım Karabekir TBMM'nin İkinci Dönemi sona erince milletvekilliğine son verilmiş ve ordu açığında iken 5 Aralık 1927'de emekli olmuştur. Bu dönemden sonra uzun bir süre politikadan uzaklaşarak inzivaya çekilen Karabekir Paşa, yönetimle olan anlaşmazlığı yüzünden sıkıyönetim altında tutulması istenen 84 kişilik listenin başında yer aldı. 10 sene sürekli takip ve gözaltında tutuldu. Atatürk öldükten sonra 1939'da İstanbul Milletvekilliği'ne seçildi.


1938 yılından 1946 yılına kadar Büyük Millet Meclisi'nde, İstanbul milletvekili olan General Kazım Karabekir, 5 Ağustos 1946'da Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçildi. Görevde iken 26 Ocak 1948'de 66 yaşında iken geçirdiği bir kalp krizi sonucu,Ankara'da vefat etti. Bulgarca, Fransızca,

Almanca ve Rusça dillerini konuşabilmekteydi. İstiklal Mahkemeleri İzmir suikastının yargılamasını yaparken ordu içinde önemli rahatsızlıklar oluşmuştu. Kime rağmen ordu içinde rahatsızlık oluşabilirdi ki? Demek oluyor ki Mustafa Kemal Atatürk açık hedefti.Öyle ki kurduğu ülkenin ordusu bile Atatürk'e düzenlenen suikastının içerisinde yer alanların yargılanmasına karşı çıkıyordu. Duruşma salonunda yaşananların haricinde bir de dışarıda yaşananlar vardı. Mahkeme salonunun üstünden uçaklar alçak uçuş yaparak Karabekir'in suçsuz olduğu yönünde kağıtlar atıyorlardı.


Kazım Karabekir Ankara'daki evinden gözaltına alınmış, bir kaç günün ardından Kazım Karabekir mahkemeye çıkarılmıştı. Duruşma sırasında yaşanan olaylar ise tarihe geçecek nitelikteydi. Kurtuluş Savaşı'nın önemli komutanı Atatürk'e suikast organizasyonunun içinde yer almıştı. Mahkeme salonu subaylarla doluydu. Hakimin (Kel Ali) Kazım Karabekir'in savunma için ayağa kalkmasını istediğinde mahkeme solununda bulunan subaylar da onunla birlikte ayağa kalkmıştı. Hakim Ali Çetinkaya'nın buyrun oturun ikazlarına karşın subaylar oturmuyordu. Kısacası ordu mensupları isyan mesajı veriyordu.


Bunu yapanlar kimler, işte burası sonradan ortaya çıkıyordu.Atatürk sonrası meclis başkanı olması tesadüf değildir. Mahkeme salonunda olan subaylar Karabekir'in oturun işareti ile yerlerine oturmuştu. Kısaca Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ülkenin Cumhurbaşkanı ve ordu içerisinde ya da devlet içerisinde kendine ayrı bir ordu kurmuş olan Kazım Karabekir'den bahsediyoruz. O salonda ayağa kalkarak mahkeme heyetini tehdit etme cüretini göstermiş olanların hiçbirisi Türk değil.Hatta Türk ordusu içerisine yerleştirilmiş özel kıtalardır.


GÜRBÜZLER ORDUSU


Karabekir Paşa, 30 Ekim 1920'de Kars'ın işgalden kurtarılmasından sonra Amerikan heyetlerinin Tiflis, Gümrü ve Erivan gibi bölgelerde yetim Ermeni ve Türk çocuklarını himayesi altına aldığını ve onlara eğitim verdiğini görünce bundan etkilenmiş ve bu hususla ilgili çalışmaların yapılmasına karar vermiştir. Bilhassa Sarıkamış bölgesi bu eğitim yuvaları için çok uygundu çünkü bu bölgede çok sayıda boş bina ve arazi vardı. ''Sarıkamış'ta Ruslardan kalan ve iki alaylık modern kışlalar, büyük bir askeri kulüb, modern bir hastane, muazzam bir mabet, iki de modern subay mahallesi vardı. Burası mülki teşkilatta ilçe merkezi olduğundan modern bir çocuk kasabası olmuştu. Bütün bu binalarda temsiller için geniş sahne, müze, okuma ve ders salonları ile spor ve müzik faaliyetlerinin yapılacağı yerler hazırlanmıştı.


Kazım Karabekir Paşa'nın yetim çocukların eğitimine dair yaptığı şeyler takdire şayan lakin 1915 hadiseleri ortadayken insanları arkadan vurmaya meyilli bir millet de varken Ermeni çocuklarının askeri okullara yerleştirmesi kanaatimce yanlış bir karardı.


Şükran Özçakmak bir yazısında Ermeni çocuklar ile Kazım Karabekir Paşa'nın münasebetini şu pasajlarla anlatıyor :


''Altı bin yetim çocuğu toplayan, dört binini askeri ve mesleki alanlarda en iyi şekilde eğiten Karabekir Paşa'nın kütüphanesinde bu çocuklarla yaptığı yazışmalar da var. Yaşamı boyunca kendisine 'Paşa Baba' diyen çocuklarla mektuplaşan Karabekir, yaptığı yazışmaları ve mektupları da katalog haline getiriliyor.''


''Sarıkamış'ta açılan okullardan biri de Sarıkamış Askeri İdadisi'dir. Önceki tarihlerde açılan Leyli Eytam İbtidai Mektebi, beş sınıflı bir hale gelince askeri ortaokul haline getirilmiş ve kurulan İbtidai Mektebi, Aralık 1920'den itibaren Erzurum'dan Kars'a nakledilmiş ve sonra bu ilkokul Askeri İdadi'ye çevrilmişti. Daha sonra bu Askeri İdadi, (24 Haziran 1921) Kars'tan Sarıkamış'a nakledilmiştir.''


''Sarıkamış'ta eğitimine devam edilen Askeri İdadi'nin öğrencileri sanattan edebiyata ve müzikten elişlerine varıncaya kadar birçok alanda eğitim almışlardı.Atış talimi,tiyatro temsilleri ve dil eğitimi konusunda da önemli ve etkin çalışmalarda bulunan Askeri İdadi'de uygulanan program ve yapılan eğitim faaliyetleri dönemin şartlarına göre oldukça modern ve uygulamaya yönelik nitelikteydi.''


''Böylece Kazım Karabekir Paşa'nın ifadesiyle; artık çocuklar kasabamız tam kadrosuyla birlikte kurulmuş oldu.''



Kazım Karabekir Paşa tehcirden sonra o bölgede bir iddiaya göre 300 tane annesiz ve babasız Ermeni yetimi çocuk olduğunu görmüş, bunların bir kısmını Müslüman ailelerin bakım ve gözetimine vermiş. Kalanları için de yetimhaneler kurulmuştur.


Paşa,bu yetimhanelerde yetişen Ermeni gençlerden birçoğunu da maalesef, Türk ordusuna katıp ,subay ve astsubay olmasını sağlamıştır. Bu gençlerin birçoğu da yine onun çabası ile bürokraside istihdam edilmiştir. Bu gençlerden adı Ali, Veli vs. nüfus kağıdında İslam yazdığı halde bu milletin değerlerine ters yetişmişler, hatta aklı erenler eski inançlarını bile korumuşlardır. Kazım Paşa'nın kızlarından biri, babasının orduya soktuğu ya da müslüman aileler yanında yetişmesini sağladığı kişilerin çocuklarının kendisine gelerek minnet duygusu ile elini öptüğünü söylemektedir.

Sonuçta da ordudaki bu askerler,TSK'da önemli yerlerde görev yapar hale gelmişlerdir. Bunlardan çok sayıda general bile vardır. Yurdumuzda olan tüm darbelerde parmağı olan dış güçlerde bundan istifade ederek, darbelerde bu askerlerden istifade etmiştir. Özellikle 1960 darbesinde bu hal bariz bir şekilde görülür. Sonraki 1971, 1980, 28 Şubat, 15 Temmuz vs. de de bunların rolü büyük olmuştur.


15 Temmuz 2016 darbesinin elebaşı Fetö'nün de babasının aslı Yahudilikten dönme Ermeni, annesinin de Yahudi olduğu iddiası vardır. Fetö imam denebilir. Lakin ünlü casus Lawrance'ın da Arabistan'da yıllarca imamlık yaptığı bilinir. Dün ve hatta bu gün dahi aslı Ermeni, Yahudi, Rum olan, görünürde Müslüman bu kişiler yani tam dönmemiş dönmeler, asker, bürokrat, işadamı, siyasetçi görüntüsü ile sürekli halkımızın ileri gitmesine değil, yerinde saymasını,vesayetten kurtulmamasını, içte ve dışta emeğinin borç-faiz-döviz oyunları ile sömürülmesini sağlamışlardır.


Olaylara din ekseni üzerinden bakınca maskeleme kolaylıkla yapılabiliyor. Gerçeklik ise kim olduğunuz cümlesinde saklıdır. Müslüman, Hristiyan, Yahudi olsanız ne yazar Türk değilseniz din haneleri ülkeyi bataklığa saplıyor.

O gün mahkemeden kurtulmuş olsa bile Kazım Karabekir, İzmir suikastının içerisindedir. Hatta beyni denebilecek bir kişi olduğunu tarih kaydetmeli. Mesela, Fetö terör örgütü lideri Erzurumlu değil mi ? Kazım Karabekir o bölgeden sorumlu kumandan değil mi ? Bu bile Karabekir tarafından temeli atılan bir gizli yapılanmanın devlet içerisinde devlet olduğunu gösterir.


Hüseyin Hakkı Kahveci bu konuyu araştırırken Karabekir Paşa tarafından kurulan ''Gürbüzler Ordusu''na ait bilgi ve belgelere ulaştığını söyleyerek devam ediyor:

Belgelerdeki ilk cümleler dikkat çekiciydi. Ermeni çocuklarının Kazım Karabekir Paşa tarafından Işıklar ve Kuleli Askeri Lisesi'ne sokulduğu iddia ediliyordu. Kaynak olarak Milliyet gazatesinin haberine göre, Kazım Karabekir savaşta yetim kalan 6 bin çocuğu toplayarak onlardan ''Gürbüzler Ordusu'' kurmuş bir kısmını da sanayi mekteplerine yerleştirmiştir.


Milliyet gazatesi haberi aşağıdaki şekilde vermiş:


''Biz, Karabekir Paşa'nın arşivinde,yetim çocuklardan oluşturulan Gürbüzler Ordusu'nun belgelerini ve yazışmalarını bulduk.Savaşta yetim kalan 6 bin çocuğu toplayarak onlardan ''Gürbüzler Ordusu'' kuran ve bir kısmını da sanayi mekteplerinde yetiştiren Kazım Karabekir Paşa, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında bu yüzden eleştiri almıştı. Ancak o Mustafa Kemal Atatürk'ün desteğini almak ve 'Çocuk Davam' dediği meselenin ciddiyetini göstermek için götürdü. Dönemin tanığı tarihçi Cemal Kutay, yetim çocukların görüntüsünün Atatürk'ü çok etkilediğini anlatırken şunları söyledi:

Atatürk Kırklareli Milletvekili Dr.Fuat Umay'ı bizzat bu çocukların eğitimi ve sağlığıyla ilgilenmesi için görevlendirdi.Latife Hanım ise bu çocuklarla ilgilenmeyi ulvi bir görev kabul etti; eğitim ve bakımlarıyla bizzat ilgilendi. Karabekir Paşa, bu çocukları Ankara'ya, Paşa'nın huzuruna getirirken amacı tüm ülkedeki yetimlere ve kimsesiz çocuklara dikkat çekerek onların eğitimini sağlayacak okullar kurdurtmaktı. Amacına ulaştı. Onun kurduğu sanayi mektepleri şimdiki meslek lisesi.''


Wowturkey.com sitesinde yer alan bir başka rivayete göre de :

''Erzurum ve çevresinde tüm yetimleri toplar,onları yurtlara yerleştirir. Bu yetimlerin büyük çoğunluğu Ermeni çocuklarıdır. 6 bin civarında olan bu Ermeni yetimlerin 4 bini erkek 2 bini kızdır. Bu yetimlerin bir kısmı zanaata verilirken büyük çoğunluğu Kuleli ve Bursa'da açılan Işıklar Askeri Lisesi'ne kaydedilir. Bu çocuklar daha sonra 'Gürbüzler Ordusu' olarak anılır.

27 Mayıs ihtilalini yapan albayların bir kısmının bu yetimler arasından çıktığı söylenir.Hatta Alparslan Türkeş için bile aynısı söylenir.''


Milliyet gazetesi haberine dayanak olarak bazı tarihçilerden de görüş almış:

Prof.Dr. Mete Tunçay :

''1. Dünya Savaşı sonrası doğuda yetim çocukları toplayan Kazım Karabekir Paşa onlara üniforma giydirerek çeşitli mesleklerde yetiştirdi.Çocuk sevgisi Paşa'nın karakterinin en yüce yanıydı.Hatta,çocukları toplayan askerler,'Paşam bazı çocukların Türk mü Ermeni mi olduğunu anlayamıyoruz,napalım?' diye sormuşlar.Paşa 'Hepsini alın' emrini veriyor.Paşa bu nedenle daha sonra, 'Ermeni çocukları Türkleştirdi' şeklinde eleştirildi.O çocuklar,Karabekir çocuğu olarak biliniyor.Askerliğimi yaparken bizzat şahit oldum,bazı milliyetçi kesimler,Karabekir'in asker çocuklarını Ermeni olarak nitelendiriyor ve ordunun Türk yapısını bozduğunu iddia ediyordu.''


Cemal Kutay:

''Din ve milliyet farkı gözetmeden tüm yetimleri topladı ve Türk üniforması giydirdi.Kızlı erkekli tüm yetimleri aydın,bilgili,ülkesini seven birer vatan evladı olarak yetiştirdi.Onlar sadece orduda yer almadılar,müspet meslek sahibi olmaları için meslek okullarında okudular.Beşeri tarafı ağır basan bir askerdi.4 bin çocuğa babalık eden,o çocuklar için heyecanlanıp gözleri yaşaran bir asker.Bu konuda da en büyük destekçisi ona her zaman çok güvenen Mustafa Kemal Atatürk'tü.1908-1919 yılları arasında 10 yıl boyunca üç büyük savaş gören ülkemizde,Anadolu adeta yoksullar ve yetimler memleketi olmuştu.Sokakta neredeyse erkek kalmamıştı.Karabekir Paşa kurduğu okullarda yetişen çocuklardan en az iki kişinin köylere giderek aynı ruhu taşıması ve diğer köylüleri de eğitmesini istemişti.Köy enstitülerinin fikir temelini o oluşturmuştu.''


Arastiralim.com internet sitesinde aşağıdaki ifadeler yer alıyor:

Karabekir Paşa ve Ermeni çocuklar:

''Kazım Karabekir Paşa,savaş sırasında yetim kalan 4 bin kadar erkek çocuğu Erzurum ve çevresinde, sokaklardan ya da bakamayacak durumda olan akrabalarının yanından toplatıyor. Bunların yarısıyla 'Gürbüzler Ordusu' kuruluyor.Askeri eğitim veriliyor. O kadar ki,kayak dersi dahi aldırılıyor.Bir kısmına Sanayi Gürbüzler Mektebi'nde zanaat öğreniyor.Türklük bilinci veriliyor. 'Türk Yılmaz' o dönemde Karabekir Paşa tarafından kaleme alınıyor. 'Teyyareci' gibi tiyatrolar oynanıyor, müzik dersleri veriliyor. Karabekir Paşa'nın koruma altına aldığı kimsesiz erkek çocuklar arasında, Ermeni yetimler de bulunuyor. Özellikle Gürbüzler Ordusu'nda kabiliyetli olanlar Bursa'da yeni açılan Işıklar Askeri Lisesi'ne gönderiliyor. Diğerleri de geçimlerini sağlayacak meslek erbabları olarak hayata atılıyor.''


İnternethaber.com sitesinde Balyoz darbe planı başlıklı habere yapılan bir yorumdan:

''Ermeni çocuklarını devşirmeleri 60 darbesini yapan Madanoğlu ve bazılarının o dönemde askeri liseye yerleşenler olduğu söyleniyor.Hala da var belki kim bilir ?''


Karabekir tarafından, sanki Türk ailelerin yetimleri gibi gösterilerek Bursa'da yeni açılan Işıklar Askeri Lisesi'ne gönderilmişler. Bir ülke böyle çöktü diyebiliriz.


1) O dönemde Kazım Karabekir tarafından askeri liselere yerleştirilen Ermeni çocukları kimler ?


2) Onların çocukları hatta torunları şu anda TSK'da görev alıyor mu ?


3) İçlerinden TSK'da görev yaptıktan sonra emekli olanlar var mı? Varsa kimler ?


4) PKK'lılara bizim çocuklar diyen subayların soyağacında böyle bir ilişki var mı ?


5) Ülkemizi zaman zaman kargaşaya sürükleyen darbe girişimlerinde bulunan isimlerin,Karabekir Paşa'nın çocukları olarak bilinen Ermeni çocukları ile bir ilişkileri var mı ?


6) İlker Başbuğ'un Kazım Karabekir aşkının arkasında Gürbüzler Ordusu'yla bir bağ var mı?


7) İlker Başbuğ'un ağlama duvarındaki fotoğrafları ile oğlu Murat Başbuğ'un yapılan bir PKK operasyonunda gözaltına alınarak tutuklanan Hasan Lala ile çekilmiş fotoğrafı ne anlama geliyor?


Bu konunun ve bu soruların cevaplarının ortaya çıkması için MİT başta olmak üzere, tarihçilere büyük görev düşüyor. Eğer ülkemizin yıllardır yaşadığı terör olaylarında Karabekir Paşa'nın çocuklarının parmağı var ise ki var olduğunu biliyoruz. Mesela Uğur Mumcu suikastı PKK-devletin içinde olduğu tespit edilen bir yapı tarafından kurulduğunun tespit edilmesi sonucu öldürüldüğü iddiası var. Adnan Kahveci ve ölümü. Bilindiği üzere hazırlamış olduğu Kürt raporu sonrası gerçekleşmiştir. Ülke büyük tehdit altında! İzmir suikastı ile başlayan süreç halen devam etmektedir.Son yüz yıldır devlete kastedenler henüz cezalandırılmadı.Bunlar tek tek çorap söküğü gibi açığa çıkmalı. Uğur Mumcu ve Adnan Kahveci devlet içerisinde yapılanmış bu kripto yapıya ulaşmışlardı.Turgut Özal bile bu yapının eseri olduğu için bir çok olay o dönemde kapatıldı. Ya da radikal örgütlere yüklenerek uydurmalarla kimseye ulaşılmadan kapatıldı. İşte o zaman Ermenistan'da yayımlanan Sobesednik Armenii gazetesinin bir Ermeni ajanın TBMM'de milletvekilliği yaptığı iddiasının doğruluğu tartışma götürmüyor. Hatta bu gazete çıkar da Türk Ordusu'nda da 3 bin tane Ermeni ajanı subay yirmi yıldır görev yapıyor derse şaşırmayalım. Gürbüzler Ordusu Mustafa Kemal Atatürk'ün öldürülmesinde kati surette yer almıştır.İzmir suikastı faillerine sahip çıktıklarına göre,bu ülkenin vergilerinden,milletin imkanlarıyla yetişenler tam 90 senedir ülkeye huzur vermiyor. Bu bilgiler çervesinde hal aynen dendiği gibi olmakla beraber biraz mantıklı düşünürsek, hiç bir güç bir insanın milli kimliğini değiştiremez.Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve Türküm.Şimdi bana istedikleri kadar bakşa bir milletin kültürü öğretilsin hatta o kültürün, o toplumun içinde yaşayayım bu benim Türk olduğum gerçeğini değiştirmez.Türk olduğumu unutmam.Aynı şekilde bu Ermeni çocuklar istedikleri kadar Türkleştirilsinler bu Ermeni oldukları gerçeğini değiştirmez.Türk milleti asker bir toplumdur.Bu Türk kadını için de geçerlidir.Ve Türk ordusunda böyle bir karmanın sonucu, tartışmasız kargaşa ve kaosa sebebiyet verir.Bu konuda yazan gazeteciler araştırmacılar esrarengiz bir şekilde susturuluyorlar.Tehditle veya da Uğur Mumcu'da olduğu gibi ölümle. Yakın tarihteki Fetö gerçeği hepimizin şahit olduğu bir darbe girişimiydi.Ve Fetö'nün uzantılarına hala tam olarak erişilemedi.Senelerden beri ilmek ilmek örülen uzantılar sadece iç mihrakların değil aynı zamanda o iç mihrakları destekleyen dış mihrakların da eseri.Türk Milleti her zaman yok edilmek istenen bir millet olmuştur.Ortadan kaldırmak için tüm milletler bir araya gelerek dört bir yandan üzerimize gelmişlerdir.Onun öncesinde müslüman Türkleri Anadoludan atmak için haçlı orduları birleşmiş ama bunu hiç bir şekilde becerememişlerdir.Bu güçler, Türkleri savaşarak yenemeyeceklerini defalarca tecrübe etmişlerdir.Ve yöntem değiştirerek içimize, bizden gibi görünen kripto ajanlar yerleştirmişler, bu kişiler devlette önemli konumlara gelmişlerdir.Emperyalizme kafa tutan ve onu yenen tek lider Mustafa Kemal Atatürk masonlara en büyük darbeyi mason localarını kapatarak vermiştir.İngiltere'nin ''İsrail 1936'da kurulacak'' demesini ve Atatürk'ün de 1937'de ''Canımız pahasına buna karşı çıkarız'' demesini unutmayalım.

Bakalım Atatürk bu konuda ne demiş Nutuk'ta:

''2Bilindiği üzere 'Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası' diye bir parti kurdular.Bu partinin gizli eller tarafından çizilen programını da ortaya attılar.''Cumhuriyet''kelimesini ağızlarına almaktan bile çekinenlerin,Cumhuriyet'i doğduğu gün boğmak isteyenlerin,kurdukları partiye ''Cumhuriyet'' ve hem de ''Terakkiperver Cumhuriyet'' adını vermiş olmaları,nasıl ciddiye alınabilir ve ne dereceye kadar samimi sayılabilir.Rauf Bey ve arkadaşlarının kurduğu bu parti ''Muhafazakar''adı altında ortaya çıkmış olsaydı belki bir anlamı olurdu.Fakat,bizden daha çok cumhuriyetçi ve bizden daha çok ilerici olduklarını iddiaya kalkışmaları elbette doğru değildi.''Parti,dini düşünce ve inançlara saygılıdır''ilkesini bayrak olarak eline alan kimselerden iyi niyet beklenebilir miydi?Bu bayrak, yüzyıllardan beri cahilleri,bağnazları ve hurafelere inananları kandırarak özel çıkarlar sağlamaya kalkmış olanların taşıdıkları bayrak değil miydi?Türk milleti yüzyıllardan beri sonu gelmeyen felaketlere,içinden çıkabilmek için büyük fedakarlıkların gerekli olduğu pis bataklıklara,hep bu bayrak gösterilerek sürüklenmemiş miydi?Cumhuriyetçi ve yenilikçi olduklarını zannettirerek isteyenlerin,yine bu bayrakla ortaya atılmaları ,dini bağnazlığı coşturarak,milleti Cumhuriyet'e,ilerlemeye ve yenileşmeye karşı kışkırtmak değil miydi?Yeni Parti,dini düşünce ve inançlara saygı perdesi altında:''Biz Hilafet'i yeniden isteriz,biz yeni kanunlar istemeyiz;bize Mecelle yeterlidir;medreseler,tekkeler,cahil softalar,şeyhler,müritler biz sizi koruyacağız;bizimle birlikte olunuz!Çünkü,Mustafa Kemal'in partisi Hilafet'i kaldırdı.İslamiyet'e zarar veriyor;sizi gavur yapacak,size şapka giydirecektir'' diye bağırmıyor muydu? Yeni partinin kullandığı slogan ,bu gerici haykırışlarla dolu değil miydi? Efendiler,bu slogana bağlı olanlardan birinin,çok zaman önce (10 Mart 1923 tarihinde)idam edilmiş olan Cebranlı Kürt Halit Bey'e yazdığı mektuptaki şu cümlelere bakınız: ''İslam dünyasının ebediliğini sağlayan ilkelere saldırıyorlar''. ''Bu konudaki açıklamalarınızı arkadaşlara da okudum.Hepsinin gayretlerini arttırdı''.''Batıyı örnek almak,tarihimizi,medeniyetimizi,kaybetmeyi''zorunlu kılar.''Hilafet'i yıkmak ,laik bir idareyi kurmayı düşünmek ,hep islamlığın geleceğini tehlikeye sokacak sebepleri yaratmaktan başka bir sonuç veremez.'' Efendiler,olaylar ve olup bitenler ortaya koydu ve ispat etti ki, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın programı en hain kafaların eseridir.Bu parti memlekette suikastçıların,gericilerin sığınağı ve ümitlerinin dayanağı oldu.Dış düşmanların,yeni Türk Devleti'ni,körpe Türk Cumhuriyeti'ni yıkmayı hedef alan planlarının kolaylıkla uygulanmasına yardım etmeye çalıştı.Tarih,(genel maksatlarla hazırlanmış,genel ve gerici nitelikteki)Doğu isyanının sebeplerini inceleyip araştırdığı zaman,onun önemli ve belirli sebepleri arasında ''Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın dini konularda verdiği sözleri,doğuya gönderdiği sorumlu sekreterinin kurduğu örgütü ve yaptığı kışkırtmaları bulacaktır.Hatıra defterini ,''fazladan ve gece kılınan namazlar''ın sevabını anlatan hadislerle dolduran bu sorumlu sekreter,doğu illerimizde dini kışkırtmalarda bulunurken,partisinin programını uygulamıyor muydu masum halka,beş vakit namazdan başka,geceleri de fazla namaz kılmayı vaaz ve nasihat eden ,belki de ömründe hiç namaz kılmamış bir politikacı olursa ,bu hareketin hedefi anlaşılmaz olur mu?

Efendiler yaptığımız inkilabın genişliği ve büyüklüğü karşısında eski hurafelerin ve kurumların birer birer yıkılışını gören bağnaz ve gerici unsurlar,''dini düşünce ve inançlara saygılı''olduğunu ilan eden bir partiye ve özellikle bu partinin içinde isimleri ün yapmış kimselere dört elle sarılmazlar mı?Yeni parti kuran kimseler.bu gerçeği kavramış değiller midir?O halde ellerine aldıkları din bayrağı ile,millet ve memleketi nereye götürmek istiyorlardı?Böyle bir soruya verilmesi gereken cevapta iyiniyet,gaflet ve kayıtsızlık gibi sözler,memleketi ileriye götüreceğim diye ortaya atılan bir partinin ileri gelenleri için özür sayılamaz!

Efendiler yeni parti kendisine isim olarak seçtiği''Terakki'' ve ''Cumhuriyet'' kelimelerinin tam tersi olan anlamlarla gelmiştir.Bu partinin liderleri,gericilere gerçekten ümit ve kuvvet vermiştir.Buna örnek olarak bildireyim :Ergani'de ,asilerin valiliğini kabul eden ve sonra asılmış olan Kadri, Şeyh Said'e yazdığı bir mektupta: ''Millet Meclisi'nde Kazım Karabekir Paşa'nın Partisi,şeriat hükümlerine saygılı ve dindardır.Bize yardım edeceklerine şüphe etmem.Hatta,Şeyh Eyüp'ün yanında bulunan sorumlu sekreterleri,partinin tüzüğünü getirmiştir..''diyor.Şeyh Eyüp'te yargılaması sırasında: ''Dini kurtaracak tek partinin,Kazım Karabekir Paşa'nın kurduğu parti olup,şeriat hükümlerine uyulacağının parti tüzüğünde ilan edildiğini'' söylemiştir.

Efendiler ''Terakkiperver'' ve ''Cumhuriyet'' kelimelerini kullanarak bize ve milletin aydınlarına karşı din bayrağını gizlemeye çalışanların,memlekette genel bir gericilik ve ayaklanmaya yol açmak için,içeride ve dışarıda türlü düzen ve kışkırtmalarla uğraşanların varlığından habersiz oldukları düşünülebilir mi?Yeni partiye girenlerin ,bütün üyeleri söz konusu olmasa bile,dini vaatleri,başarıya ulaşmanın en etkili unsurları sayan ve bununla ilgili sloganı tüzüklerine de koymuş olan kimselerin,şahıslarımıza ve memlekete karşı yöneltilmiş olan suikastlerden habersiz oldukları kabul edilemez!

Diyelim ki,bunların isyanın patlak vermesinden aylarca önce,memleketin şurasında burasında yapılan gizli toplantılardan ''Cemiyet-i Hafiye-i İslamiye'' teşkilatından, İstanbul'da Nakşibendi şeyhlerinin yaptığı toplantıda,hazırlanacak ayaklanmaya yardım için söz verildiğinden ve nihayet milli sınırlarımızın dışında bulunup da Doğu isyanlarını kışkırtanların bildirilerinde, Kazım Karabekir Paşa'nın partisinden ümitle söz edildiğinden haberleri olmadığını düşünelim.Ancak bunların Fethi Bey Hükümeti zamanında,doğrudan doğruya,Fethi Bey aracılığı ile kendilerine,partilerinin zararlı,isyan ve gericiliği kışkırtıcı bir durum ve nitelikte olduğu bildirildiği zaman olsun,gerçeği görüp anlamaları gerekmez miydi?Hükümetin ve benim,tertemiz düşüncelerle yaptığımız bu uyarmalardan sonra olsun,gerçeği kavrayıp ona uymaları beklenirdi.Onlar tam tersine,bu defa da;''dini düşünce ve inançlara saygılıyız''sloganını büsbütün zıt bir anlamda yorumlamaya kalkıştılar.Sözde,bu sloganla,her dinin ve her dinden olanların düşünce ve inançlarına saygılı olduklarını ...geniş ölçüde hürriyetçi olduklarını anlatmak istiyorlarmış... Efendiler,böyle bir tutuma dürüst ve samimidir denemez!

Politika dünyasında bir çok oyunlar görülür.Fakat,kutsal bir ülkünün ortaya koyduğu Cumhuriyet rejimine,çağdaş yenileşmeye karşı,cahillik,bağnazlık ve her türlü düşmanlık ayağa kalktığı zaman,özellikle yenilikçi ve cumhuriyetçi olanların yanıdır.Yoksa gericilerin ümit ve faaliyet kaynağı olan taraf değil..

Ne oldu Efendiler?Hükümet ve Meclis olağanüstü tedbirler almayı gerekli gördü.Takrir-i Sükun Kanunu'nu çıkardı.İstiklal Mahkemeleri'ni kurdu.Ordunun savaşa hazır sekiz dokuz tümenini,uzun zaman isyanını bastırmak üzere görevlendirdi. ''Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'' denilen zaralı siyasi kuruluşu kapattı. Bütün bu yapılanlar elbette Cumhuriyet'in başarısı ile sonuçlandı.Asiler yok edildi.Fakat Cumhuriyet düşmanları,büyük komplonun bütün aşamaları ile son bulduğunu kabul etmediler.Alçakçasına son bir faaliyete giriştiler. Bu girişimler İzmir Suikastı olarak kendini gösterdi.Cumhuriyet mahkemelerinin ezici pençesi,bu defa da Cumhuriyet'i suikastçıların elinden kurtarmayı başardı.''

Bir hafta sonra 23 Aralık'ta Menemen Olayı'nın patlak verdiğini ve arkasında Nakşibendilerin olduğunu unutmayalım.'Din elden gidiyor'propagandasıyla ellerine Kur'an'ı Kerim alan insanlar isyan başlatmış ve Mustafa Fehmi Kubilay'ı acımasızca şehit etmişlerdi.

O zamanlarda mecliste tartışma konusu olan 'dini düşünce ve inançlara saygılıyız'' cümlesi ,bana şimdilerde tartışılan 'Ilımlı İslam'ı hatırlattı. Bazı şeyler hiç değişmiyor değil mi?

İkinci çok partili hayata geçiş denemesi Serbest Cumhuriyet Fırkası ile oldu.

Azra Kohen'in Gör Beni kitabından devam edelim:

3Lloyd dosyayı okumaya devam ederken ,sıkılmıştı Robert,dikildiği yerden Picot'u kurcalamak için,''Bu uygarlık bilmez Araplara devletler kurmak ne kadar mantıklı bilmiyorum.Osmanlı'ya ihanet ederken tereddüt bile etmediler.Sıra bize de gelebilir.''diye çıkıştı.Picot,''Yanılıyorsun''dedi.''Aslında Araplar gönüllü değildiler, Osmanlı'nın homojen yapısında yaşamaktan memnundular ama Mc Mahon, Mekke Şerifi Hüseyin ve oğlu Abdullah ile temasa geçmese bu işi çözemezdik.1Bir kişi tüm dünya tarihinin kaderini değiştirdi,''dediğinde ''Hain Hüseyin''dedi Robert, İngilizlerin Mekke Şerifine taktığı isimdi bu,çünkü o dönemde parlamentoda en çok ismi geçen yabancıydı Hüseyin ve sonrasında ,15 sene boyunca krallığını resmi olarak İngiltere'de haberleri takip edip de Mekke Şerifi'nin adını ve Osmanlı'ya karşı yaptığı hainliği bilmeyen kalmamıştı.Bir ülkede bu kadar yaygın olan bir bilginin Anadolu'da halen bilinmiyor olması ne tuhaftı.

Picot devam etti,''Mutlaka bir lokomotif olması lazımdı!Hüseyin,İslam Peygamberi ile aynı soydan geldiğini iddia ediyordu,halifeliği ona devredip bunu kullanmak istedik ama tutmadı,çünkü Muhammed Peygamber'in dört göbek önceki dedesinden kuzenlermiş ve peygamberin kızının torununun soyuna bağlantısı varmış şeklindeki akrabalığı Arap dünyasında itibar görmedi,çünkü bu şekilde Muhammed Peygamber'in büyük büyük dedesinden gelen binlerce kuzeni var,hepsi halifeliğin üstünde hak iddia edebilirdi.Düşünsene binlerce halife!Hüseyin'in halifeliğini yayamadık ama söz verdiğimiz gibi krallığını yaydık.Osmanlı'nın yıkılmasıyla birlikte Ortadoğu'da kurulan devletlerin krallarına bak ,hepsi Hüseyin'in oğullarıdır.Bir oğlu Suriye'nin kralı oldu ve sonra da Irak'ın bir diğeri Hicaz'ın ve küçüğü de Ürdün2 Emirliği'nin kralı oldu.Arap dünyasını,Osmanlı'ya ihanet eden bu adamın soyunda kurduk'' derken gözü rapora dalmış Lloyd'a kaydı,Lloyd dikkatle okuyordu yazılanları ve iyice keyiflendi Picot.Nihayet konuyu hakimiyetine almıştı,sabah merkezi aramasına gerek kalmamıştı. Robert,''Ya bir gün bu Araplar cihat ruhuyla birleşirlerse?O zaman bu stratejiler kıçımızda patlamasın!''diyerek güldü. Picot,''Cihat'ı biz yarattık arkadaşım!Asker toplayabilmek için bundan daha ekonomik bir yöntem bulunamaz!Kuralları biz koyduk! İslama göre cihat,nefsin terbiyesi gibi bir şey demekti.İnsanın kendi kendiyle savaşı anlamına geliyordu.Budist saçmalıkları gibi bir şeydi.İslam'ı incelersen şaşarsın,sevgi,barış,nefis terbiyesinden hallice bir din.Sadece bir kelimenin anlamını değiştirdiğimizde çölde bela arayan yabanileri savaş makinesine çevirdik ve işte Thomas Edward Lawrence 'ın dahiyane icadı.Ortadoğu'nun sihirli anahtarı Vahabizm böyle doğdu.Cihat için tek bir Hristiyan ölmedi bu güne dek ve göreceksin ki ölmeyecek! Birbirlerini yiyecekler bu Müslümanlar! Vahabizm çatısı altında Sünni-Şii çatışması gibi onlarca etnik çatışmaya yer var!Çok verimli! Zamanı geldiğinde hepsini o çatı altında uygulayacağız.14 ila 25. sayfa arasında tüm strateji hazır.Bir tek bütçeye onay almak lazım,sonra açacağımız imam okulları için temel oluşturacak sistemi kurgulamaya başlamak lazım.Nasıl Suudilere başından beri ayda beş bin pound veriyorsak ,burada da mollaların ,şeyhlerin örgütlenmesi için bir bütçe lazım.Mustafa Kemal tekke ve zaviyeleri kapatarak bizi bu hamleden yıldırabileceğini sandı ama olayın şeklini değiştireceğiz,imam yetiştirir gibi bu ideolojiye asker yetiştireceğiz.İslam'ı biz istediğimiz yere çekeceğiz.Yobazlığa teşvik edeceğiz,''dedi.

Kaşları çatıldı Robert'ın,''Anlamadım şimdi ben,madem bu Mekke Şerifi Hüseyin,Muhammed Peygamber'in büyük büyük dedesinden kuzeniyse nasıl Suudi oluyor?Suudilerin Muhammed ile alakası yok ki,'' dediğinde Picot açıkladı,''Şerif Hüseyin Suudi değil zaten.Hüseyin Haşimi ailesinden geliyor.1924'te desteğimizi Suudilere kaydırana kadar bölgeyi Hüseyin'in kontrolünde bıraktık.Bölgenin Osmanlı'dan koptuğuna emin olmak için krallıklar kurmalarını sağladık ama sonrasında Vahabizm'i yaymada işbirliği göstermediler,o zaman Suudiler ile anlaştık.Çok iyi bir karar oldu bu.Suudilerin bölgeyi nasıl aldığını araştırsaydın keşke,Ortadoğu politikalarımız hakkında bir şey bilmeden buraya göreve gelmen yazık olmuş Robert.Bir ara vaktim olduğunda sana anlatayım.Türkiye'den sonrası öyle bir cehennemdir ki,cehennem kapısıdır Anadolu ve Türkler o kapının bekçisidirler.Bu kapıyı kontrol eden,dünyanın tüm basınç noktalarına hakim olur.Kontrolü onlardan almanın zamanı geldi,''dedi Picot.

''İnanılır gibi değil'' dedi Lloyd. ''Plan hazır!Uygulamak için sadece zamanlamaları koymak ve bütçeyi onaylamak gerek!Afganistan'da ne yaptıysak,hemen hemen aynı strateji burada da çalışacak!Dinden gireceğiz,harika olacak!'' dedi Picot.

Elindeki dosyayı bir hamlede havaya kaldırdı Lloyd ve sallarken,''Bu kadarı beni bile aşıyor Mösyö!Sorumlu olduğum bölgede,soykırım ile biten bir hikaye başlatmak istediğimi sana kim düşündürdü!Biz sadece Kürdistan'ı kurup,Ermenistan'ı büyütüp Rusya'nın bölgedeki etkisini engelleyecek,Boğaz hakimiyetini parça parça ele alacağımız bir sistemle Asya Türkleri'nin birleşmesini engelleyerek Hindistan'a yaptığımız gibi dömürgeleştirerek,özkaynakları,madenleri işlemek istiyoruz! Seninkisi nasıl bir strateji? Tarımı bitirip,çocuk evliliklerini yasallaştırıp toplumu yozlaştırıp,oğlancılığı...sapıklıkları desteklemek ve koca bir ırkı yok etmek üzere kurulmuş bu planın Arap Yarımadası'na verimsiz çölün ortasında Vahabizm adı altında uygulanmasına destek verdiler ama Avrupa'nın dibinde,hem de böylesine verimli topraklarda,alışverişimizin olduğu seviyede uygarlaşmış bir topluma,bunu yapmayı planlıyor olmanın tehlikesini görmüyor musun?Chenennem yaratmak istiyorsun!Günahım kadar sevmem bu Türkleri,sadece Çanakkale'de değil,öncesinde Avrupa'nın içine sıçtı pislikler ama senin bu planını şeytan bile uygulamaz Mösyö! Çok belden aşağı vurmuşsun!Ne demek sapıkları çoğaltmak.tarikatlarda sübyancılığı arttırmak,oğlancılığı3 yaygınlaştırmak..üstelik camilerde?Din kisvesiyle!''derken suratı kızarmıştı.

''Anlamıyor musunuz?İslam'la savaşıyoruz Mr.Lloyd!''diye itiraz etti Picot. ''Toplumdaki erkeği deforme edeceğiz ki kadının, yani toplumu doğuran annenin köleleşmesine zemin hazırlayabilelim.Kadın haklarını nasıl engelleyeceksin Mustafa Kemal'in ideolojisindeki adamlar etrafta cirit atarken!Annesi,bacısı için ölmeye hazırken.Kadını toplumda bitirmeliyiz!Haksızlaştırmalı,sahipsizleştirmeli,önemsizleştirmeliyiz.Çünkü annesi köle olan bir çocuk zaten köle doğar.''

Evet bu örümcek ağı gibi her yeri saran deccali sistemin planlı ve çok sistemli kolları bu ideoloji ile çalışıyor.Atatürk'e sistemli bir şekilde hakaret edenlere bakın.Sürekli din değiştiren kadın,Tuğçe Kazaz ve Fatih Tezcan'ın ve elbetteki ''Yunan galip gelseydi'' diyen zehirli tohumların hizmet ettikleri üst aklı anlamak büyük resmi görebilenler için zor olmasa gerek.Bundan bir kaç hafta öne Twitter'da ''5816 sayılı kanun kaldırılsın'' şeklinde bir hashtag Türkiye gündeminde 1.sıradaydı. Tüm bunlar sistemli bir şekilde gerçekleştiriliyor.Atatürk'ü dinsiz ve alkolik diyerek suçlamak elbette ki işlerine geliyor.Atatürk alkolden ölmedi.Zira Mehmet Akif Ersoy da aynı hastalıktan vefat etmişti ve o dönemde bu hastalık çok yaygındı.Atatürk ömrü cephelerde ve savaşlarda geçmiş bir komutan ve daha önce sıtma hastalığından da çekmiş bir askerdi. Ceyhan Mumcu'nun 16.10.2005 tarihinde Mahiye Morgül'e anlatımından : ''Bir deniz tabib albayının Atatürk'ün ölümü hakkında yapmış olduğu bir doktora tezi var.Orada Atatürk'e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır.Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi.Atatürk'e sıtma tedavisi yapılmış,aşırı 'kinin' yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş,siroza dönüşmüştü.Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından Doktor Mim Kemal Öke'dir.Durumu iyice fenalaştıktan sonra yine bir mason olan Celal Bayar yurtdışından bir doktor getirtir.Yanlış tedavi yapıldığını,karaciğerin bu yüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur.İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona'da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş,son günlerinde Dolmabahçe Sarayı'na götürülmüştü''

4Atatürk 1935 senesinde Mahmut Esat Bozkurt'a masonların ahvalini bildiren bir kitap verir ve der ki:''Bunu güzelce mütalaa et,bir takrirle Halk Patrisi Grup Başkanlığı'na ver,grupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve grupça kapanmasına delalet et.Senin de bu işte büyük şeref payın olacaktır.'' Bunun üzerine Şükrü Kaya ,Kazım Özalp,Mazhar Germen,Katib-i Umumi Recep Peker'e yalvar yakar oldular.Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi:''Arkadaşlar;bu günden itibaren Türkiye'de masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır.''

Salon ''Kahrolsun Yahudi uşakları !'' sesleriyle inliyordu.Grup dağıldıktan sonra masonlar Mim Kemal Öke 'yi önlerine katarak Atatürk'ün makamına çıkmışlar: ''Efendim biz zaten maiyet-i devletinizdeyiz,fakat siz meşrik-i azamımız olursanız biz pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız''demişler.Atatürk de karşılık olarak ,''Peki bir şey sorcağım,bana cevap verirseniz de sonra..Siz Avrupa'da hangi locaya bağlısınız ve grubunuzun ismi nedir?'' diye sormuş. ''Biz Cenova'ya tabiyiz ve reisimiz de Barca Mison cenaplarıdır'' demişler. Bunun üzerine Atatürk çok öfkelenerek,''Haydi defolun buradan,cehennem olun gidin,Yahudi uşakları!Benim milletim bana kahraman sıfatını verdi,ben sizin gibi,bir cıfıt Yahudi'ye uşak mı olacağım?Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün localarınızı kapatmadığınız takdirde yarın teşkil edeceğim dıvan-ı harbi örfiye hepinizi verir ve astırırım!Haydi defolun karşımdan!''

Masonlar durumu İstanbul,Ankara ve İzmir'e bildirirler,sabah olmadan tüm localar kapanır.10 Ekim 1935 tarihinde Ankara'da Çankaya Köşkü'nde Doktor Mim Kemal Öke'ye ''Mason cemiyetinin faaliyetini inkılaplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm.Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz.Ve bir daha diriltmeye teşebbüs etmeyiniz.'' demiştir.

Varnalı Bulgar Yahudisi 33 dereceli Farmason Avram Benorayas,Türkiye Mason Cemiyeti'nin kapandığını Moskova'da bir toplantı sırasında öğrendi ve şunları söyledi:''Türkiye'deki mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduğunu Moskova'da tarihi bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman ,beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim.Heyecandan şaşırmış bir halde oradakilere şaşkınlık içinde haykırdım: 'O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır! Mefkuremize imha edici darbe vuranların akıbeti ,feci şartlar altında ölümdür!' Atatürk'ün ani bir dönüşle mason cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmişti.İlk anlarda Kemal Atatürk'ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük.Çünkü o,felsefemizin Türkiye'de yerleşme imkanlarını ortadan kaldırmıştı.Ancak doktorlarımız Atatürk'ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden,Kremlin'in isteği 'esrarengiz ve kendine göre esrar arz edecek ölüm' kararına uyduk.Mason biraderler cemiyetimiz kapatıldıktan sonra hiç bir şey olmamış gibi onun her hareketini alkışladılar.Zamanla onun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; Sarı Lider,kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti.O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır.Fakat asla! Bu sebeple kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi.''

1962 yılında dönemin İçişleri Bakanı Bekata'nın talebi üzerine bir araştırma yapan Doktor Lebit Yurdoğlu şöyle diyor:''Sn.Hıfzı Oğuz Bekata.Bu konuyu derinlemesine araştırdığımda sorunun sadece geç teşhis olmadığını,teşhisle uyumlu ilaçlar kullanılmadığını tespit ettim.Atatürk'ün ilaçlarının alındığı eczanenin kayıtlarına baktığımda o dönemlerde sıtma tedavisi için kullanılan kinin ilacının 43 şişe kullanıldığını gördüm.Bu kadar kinin kullanıldığında karaciğerinde onarılmaz yaralar açacağını her hekimin bilmesi gerektiği ama bunun sanki bilinçli kullanılmış olduğu izlenimini edindim. Atatürk'e tedavi amaçlı verilen diğer ilaç 'piremidon'dur.İnsanlar üzerinde toksiz 'zehirli' etkisi kesinlik kazanmıştır.'Cıvalı diüretik' olan 'Salyrgan' isimli ilacın ise 3 Ağustos 1938 tarihinde yapılan konsültasyondan önce kullanımının tehlikeli olacağı bilindiği halde bu ilacın kullanılmasına devam edilmiştir.Eppinger, Bergman, Dr.Fissinger, hekimlik görevlerini bilinçli bir şekilde eksik yaptıkları kanısı bende hakim olmuştur.''

Türkiye Cumhuriyeti'ni ileriye götürecek,kalkındıracak her şahsın ortadan kaldırılması hep sözünü ettiğim deccali sistemin en önemli görevlerinden bir tanesi.Kuşatmanın boyutunu düşünün.Ülkemizdeki darbelerin arkasında da bu güçler vardır.Isparta uçağının düşürülmesi,Aselsan mühendislerimizin öldürülmesi vs.. hepsinin arkasında bu dış güçler vardır.İçimize yerleştirdikleri ajanlarda maşalarıdır ve kökleri tahmin ettiğimizden çok daha derinlere,Atatürk sonrası döneme kadar gider.Bizim en büyük hatamız ise tarih bilgimizin zayıf olması.Dünyadaki ilk dış işleri bakanı kimdir diye sorsam kaç kişi doğru cevabı verir? Ben vereyim cevabı.Batının adını duyunca bile korkudan tir tir titrediği Türk hükümdar Atilla'nın karısıdır. Atilla batıya seferler düzenlediğinde Papa diz çökmüştür önünde ve Atilla'' Sen benim muhattabım olamazsın'' diyerek Papa'yla konuşması için eşini göndermiştir.Bir türk kadınının önünde diz çöken Papa düşünün.Batıda 'Tanrı'nın Kılıcı' olarak anılan bir hükümdarın eşi. Biz bunları unuttuk,hatta birçoğumuz habersiz.Ama Batı hiç bir zaman unutmadı.Unutmadığı için bir Yunan ,Türk bayrağını yırttı.Batı hiç bir zaman unutmadı bu topraklardan Türkleri atamadığını.Ama biz ecdadımızın başarılarını çok çabuk unuttuk.Batının torunları unutmadı ve unutmuyor.Tarih ve milli bilinç bir toplum için çok önemlidir.Bir insanı insan yapan en önemli iki kavram vardır ki bunlar kutsal ,dalga geçilemez,aşağılanamaz ve espri konusu yapılamazlar ; Dini değerlerimiz ve milli değerlerimiz.Bu gün ise bu iki kutsal kavramı birbirine kırdırtarak, insanların sürü psikolojisiyle yönlendirildiklerine şahit olmaktayız. Dindar olduğunu düşünenler Atatürk'ü ve onu sevenleri dinsizlikle suçlar, Atatürk'ü sevdiğini iddia eden Atatürkçüler ise dindarları, yobaz,gerici ve cahil olmakla suçlar.Ama ne Atatürkçü ne de dindar olan bu kesim ne dinini biliyor ne de Atatürk'ün neyle mücadele ettiğini.Bu kaos ortamı sadece dış güçlerin ve içerideki ajanlarının işine geliyor çünkü işin kaymağını onlar alıyorlar. Ve en tehlikelisi bu kuşatmanın din kisvesi adı altında,bizden biri gibi görünenler tarafından gerçekleştirilmesi.Biz okuyup,araştırıp,düşünüp,idrak etmedikçe, bilinçli bireyler olmadıkça ve elbette tarihi sadece duyduklarımız kadar bildikçe bu güçler şiddetin dozunu daha da arttırmaya ve aklımızla oynamaya devam edecekler.Şunu unutmayalım ki Türk'ün hiç bir zaman dostu yoktur ve olmamıştır.Çünkü bizim yaşadığımız Anadolu toprakları onlar için bir cevher ve Tevrat'ta vadedilmiş topraklara giden bir köprü.Doğu sınırımızdaki tüm hengamenin sebebi de budur.Evanjelizmi bilmezsek ve Vahabizm'i bilmezsek en önemlisi kendi tarihimize yabancı kalırsak bu gün ''Bizim askerimizin ne işi var İdlib'de'' demeye devam ederiz.

David Rockefeller ,''Atatürk yüzünden,planlarımızı yarım yüzyıl ertelemek zorunda kaldık''diyor.Neden acaba? David Rockefeller'in açıklamalarını olduğu gibi aktarsam daha anlaşılır olacak:''5Medeniyetin beşiği olarak Türkleri kabul edemezdik;tam aksine binbir entrika ile bu kültür miraslarına el koyarak biz onları bütün dünyaya barbar,hak hukuk tanımayan bir toplum olarak tanıttık ve bunda da oldukça başarılı olduk.Türkiye Müslüman ve demokratik bir ülke olarak bu konuda öncü bir ülkedir.İslamiyet'i yıkmak istiyorsak önce Türkiye'den başlamalıyız.Bizimle işbirliği yapanlar, çok yakında yeni dünya hükümetinde kendi bölgelerini bizim idaremiz altında yönetecekler.Üçüncü sınıf ülkelerin halkları eğitim düzeylerine göre işçi olarak çalışacaklar,bizim gibi gelişmiş halklar da,bunların üstünde bir hiyerarşi içinde yönetici olarak görev yapacaklar.Bu sınıfa giren ülke insanları için cumartesi günleri dışında bütün bayram ve tatil günleri kaldırılacak ve ancak karınlarını doyurabilecekleri bir maaş karşılığında,bütün yıl boyunca haftanın 6 günü çalışacaklar.Bizim insanlarımız günün çok az bir kısmını çalışmaya ayıracak ve günün geri kalan kısmını zevk ve eğlence ile geçirecekler..Mesela Türkiye'yi ele alalım.Türkler de yıllar boyu komünizme karşı savaşmıştır.1950'lerde ülke yönetimine bizim desteğimizle Adnan Menderes gelmişti.Aslında Menderes başta bizimle gayet güzel bir diyalog kurmuştu.Bizden,seçimde aldığı destek karşılığında,Marshall yardımı adı altında devamlı borç alıyor ve ülkesinde yatırımlar yaparak sanayi yapısını geliştiriyordu.Fakat o kadar plansız ve programsız harcama yapıyordu ki,ödeme günleri geldiğinde ,bizden,borç ödemek için tekrar tekrar borç almaya başladı.Bizde kendisinden ülkesini yabancı sermayeye açmasını ve bizim şirketlerimize özel imtiyazlar tanımasını,diğer bir değişle Osmanlı İmparatorluğu'na dayatılan kapitülasyonlar benzeri şeyler talep ettik.Menderes bize bunu hiç bir zaman kabul etmeyeceğini söyledi ve bizden uzaklaşmaya başladı. Ülke insanı ilk defa asfalt yollarla tanışıyor,fabrikalar arka arkaya dikiliyordu.Ülkenin çoğunluğu Müslüman olduğu içn ülkenin her yerine camiler yaptırıyordu.Menderes bu şartlarda iktidardaki yerini uzunca bir süre için,sağlamlaştırdığını sanıyordu.Bir darbe ile bu işe bir son verildi ve sonunun öyle bitmesini istemediğimiz halde ,çalışma arkadaşlarıyla beraber idam edildi.Sadece Celal Bayar kurtuldu,çünkü o bir masondu ve yakın arkadaşı Papa Roncalli ya da diğer adıyla 23.John,Vatikan'ın baskısıyla onu idamdan kurtardı.Aynı ülkede gerçekleşen 1980 darbesi de bizim isteklerimiz doğrultusunda yapıldı.O zamanlar ülkede bir solcular,bir sağcılar iktidara geliyor ve bizim isteklerimiz doğrultusunda ülke ekonomisini yönlendiriyorlardı.Fakat Amerika ve Avrupa'da gelişmiş ülkelerin piyasaları doyuma ulaşmışlar ve biz yeteri kadar mal satamaz olmuştuk.Bunun üzerine diğer az gelişmiş ülkelere uyguladığımız planı onlara da uygulamak istedik ve serbest piyasa ekonomisine geçmelerini ve ithalatın serbest bırakılmasını talep ettik.Bu isteğimizi kabul etmiş görünüyor ama işi uzatıyorlardı.En sonunda bu ikilem yine bildiğimiz yollarla,Ordo Ab Chaos ile çözüldü.Yani önce kaos,sonra düzen.Provakatörlerimiz aracılığıyla sağ veya sol ideoloji kavgaları başlatıldı.Aslında başında onay vermiş gibi göründüğümüz Kıbrıs Savaşı'ndan sonra ülkeye uygulanan ambargo sayesinde halk canından bezmiş,ülkede yağ ve tuz bile bulunamaz olmuştu.Karaborsacılar zenginleşirken halk iyice sefalete düşmüştü.Ülkeye gönderilen provakatörlerimiz için bu halkı kışkırtmak hiç zor olmadı.Ülke halkı,sağcı ve solcu olarak ikiye bölündü ve çatışmaya başladılar.Olaylar öyle bir dereceye geldi ki ,her gün elli altmış kişi sokak çatışmalarında ölmeye başlamıştı.Bütün ülke terör korkusu altında eziliyordu.İnsanlar akşamları sokağa çıkamaz olmuştu.Her an bir serseri kurşuna hedef olmak vardı.Binlerce Türk genci uydurma ideolojiler uğruna can vermişti.Hükümetler birbiri arkasına iktidara geliyor fakat olayları önleyemiyorlardı.Sonra darbe geldi ve bütün olaylar bıçak gibi kesiliverdi.Zavallı ülke halkı bu sözde başarıyı darbenin bir neticesi olarak gördüler.Çünkü nihayet terörizm sona ermiş,ülkeye huzur gelmişti.Aslında provakatörlerin görevi bitmiş,sahneden çekilmişlerdi.Burada oynanan oyun,halkı umutsuz ve çaresiz bir duruma düşürmek ve onlara bir ''kurtarıcı'' sunmaktır;ondan sonra bu kurtarıcı ne yaparsa yapsın hemen kabullenecektir. Askeri hükümet bir süre devlet yöneticiliği yaptı ve bizim belirlediğimiz bir kişiye yönetimi devretti.O kişi Turgut Özal'dı.Özal,tam da bizim isteklerimiz doğrultusunda kapılarını bize sonuna kadar açtı.Bizim şirketlerimiz bu bakir piyasaya kurtlar gibi saldırdılar.İlk önceleri fiyatları çok düşük tutarak yerli sanayinin rekabet gücünü düşürdüler.Ülke artık Amerikan ve Avrupa yapımı mallarla dolmuştu.Sanayi şirketlerimiz stoklarını eritirken finans şirketlerimiz de ülkeyi artan ithalatı karşılayabilmeleri için yüksek faizlerle borç yatağına sürüklüyorlardı.Böylece,gelişmekte olan ülkeler olarak adlandırdığımız bu ülkelerin hemen hemen hepsinde uygulanan ve 80'li yıllarda başlatılan bu proje ile bütün ülkeler,hem bizden aldıkları mallarla sanayi şirketlerimizi zenginleştirmeye devam ediyorlar hem de bu malların karşılığı olan ödemeleri yapabilmek için bizim finans şirketlerimizden aldıkları yüksek faizli kredilerle,her sene artan bir borç batağına sürükleniyorlar.Bu arada Özal bütün bunların yapılabilmesi için gereken kanunları yavaş yavaş çıkarmıştı.Bu ülke vahşi kapitalist sistemle o kadar çabuk uyum sağladı ki ,bizim bile düşünemediğimiz hayali ihracaat gibi vurgun yöntemleri keşfettiler.İnsanlar artık en kısa ve kolay yönden servet yapmanın peşine düştüler.Rüşvet,devlet bankalarının çeşitli entrikalarla soyulmaları,banker skandalları birkaç örnek.Arkadaş,dost,aile gibi kavramlar unutuldu ve sadece parası olanlar itibar görmeye başladı.Bu arada,yerli sanayi can çekişiyor,küçük işletmelerden başlayarak yavaş yavaş büyük işletmelere doğru bir iflas dalgası yayılıyordu.Devlet işletmeleri ise bizim istediğimiz yöneticilerin atanmaları sağlanarak zarar ettiriliyordu.Sonunda bu işletmeler ya kapatılıyor,ya da özelleştirme hikayesiyle,ucuz fiyatlarla şirketlerimiz tarafından ele geçiriliyordu.Beyni yıkandığı için temiz hayallerle işe başlayan Özal ,sonunda bu sistemin gerçeklerini görerek kendisini de kapitalizmin çarklarına kaptırdı.Ailesini ve yakın çevresini zengin etmeye başladı.Öyle bir duruma geldiler ki Özal'ın çevresinde prens ve prensesler çıkmaya başlamış,biz ülke monarşizme dönüyor diyerek kaygılanmaya başlamıştık.Aslında tam bir komedi oynuyormuş.Her neyse,ülke insanının tepkisini ölçmek için kendisinden Kürt Devleti fikirlerinden bahsetmesini istedik.Fakat bu düşünceler kendisine pahalıya maloldu.Biz de Kürt Devleti projemizi hayata geçirmek için *** denilen bir örgüt yaratıldı.Bu örgütle uğraşmak ülke ekonomisine çok büyük zarar verdi ve şu anda koskoca Osmanlı İmparatorluğu'ndan geriye kalan bir avuç toprakta varlığını sürdüren Türkiye,bizim hiç bir isteğimizi geri çevirecek durumda değil.Sanırım yakın gelecekte topraklarından biraz daha,bir süre sonra da bizim için hala geçerli olan Sevr Anlaşması uyarınca hemen hemen tamamından fedakarlık etmek zorunda kalacak.Türkiye hakkında biraz daha durmak istiyorum çünkü dünyada en stratejik konumdaki ülkedir ve bizim çin çok önemlidir.Nedenlerine gelince : Bir kere Büyük İsrail devleti topraklarının su kaynaklarının önemli bir kısmı şu anda Türkiye'ye aittir.İkincisi,Müslüman ve demokratik bir ülke olarak bu konuda öncü bir ülkedir.İslamiyeti yıkmak istiyorsak önce Türkiye'den başlamalıyız.Üçüncüsü,Avrupa ve Asya arasında bir köprü durumdadır.Maden,petrol,doğalgaz gibi zengin yeraltı kaynaklarına sahip Ortadoğu ve Kafkasya'ya hakim olmak istiyorsak bu ülke elimizin içinde olmalıdır.Ortadoğu hemen hemen elimizin içinde sayılır.Kafkasya ve Orta Asya'daki diğer Türk devletleri de yakında darbelerle kargaşaya boğulacaklar ve avucumuzun içine düşecekler.Bu Türkler aslında birleşip bir araya gelseler karşılarında hiç bir güç duramaz.Bu yüzden böyle bir olasılığa karşı,ajanlarımız her an tetikte bekliyor.Türk devletlerinde kilit mevkilerdeki adamlarımız,aralarında en ufak bir yakınlaşma sezdiklerinde hemen istikrarı bozacak olaylar ve darbelerle bunu önlüyorlar.Dördüncüsü,ülke bor madenleri bakımından dünyanın en zengin ülkesidir ve bu maden dünyada yakın bir gelecekte,petrolden bile daha önemli bir hale gelecek.Beşincisi ve belki de en önemli olanı Türkler medeniyetin beşiğidir.Türkler,MÖ.4.000'lerde Orta Asya'da yaşayan, büyük bir felaketten sonra yaşadıkları yerleri terk edip,Mezopotamya'ya ve Rusya üzerinden Avrupa'ya gelen Aryan'lar,yani dünyadaki en medeni olarak kabul ettiğimiz Ari Irk'tandırlar.Ve Avrupada'ki Finliler,Macarlar gibi bazı uluslar Türk kökenlidir.Ayrıca Anadolu'da büyük uygarlıklar kuran Hititliler ve Asurlular'ında Türk kökenli olma ihtimali yüksektir.MÖ.3.500 yıllarında Mezopotamya'da yaşamış Sümerler ilk yazıyı bulan,toplumda adaleti sağlamak için ilk yasaları çıkaran ve mahkemeleri kuran,ilk para kullanan ve vergi toplayan,ilk okul açan ve tekerleği bulan ulustur: Yani dünya medeniyetinin başlangıç noktasıdır ve soyları tarihçilerimizin araştırmalarına göre Türk kökenli insanlardır.Çünkü Sümerliler o bölgenin yerli halkı değildirler;ve tarihçilerimizin araştırmalarına göre ''kız'' manasına gelen ''kır'' kelimesi,''öküz''manasına gelen ''ökür'' kelimesi gibi bugüne kadar çözülebilen 1000 civarında Sümerce kelime ve ''Ayağını yere sıkı bas,Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır,Sel gibi silip süpürmek,Yağ gibi erimek'' gibi yüzlerce atasözü bugün Türkçe'de kullanılmaktadır.Sümerlerin Ay Tanrısı'nın simgesi olan yarımay,bugün Türk bayrağında kullanılmaktadır.Roma ve Yunan medeniyetleri Sümerlerden oldukça fazla faydalanmıştır;mesela yapılarındaki süslemeleri ve Tanrıları Sümer tapınaklarından gelir.Fakat biz bunu ört bas etmek için MÖ.2000 yani,Sümerlerden 1.500 yıl başlamış olmasına ve Yunan medeniyetini,dünyadaki ilk medeniyet olarak tanıttık.Daha da ilginç olanı ;Yunanlılardan önce Mısır medeniyeti başlamıştır;ama onlarda Sümerlilerden 1000 sene sonra piramitlerini yapabilecek uygarlık düzeyine gelebilmişlerdir.Mayalar ve İnkalar;Sümerlerden 2000 sene sonra ziguratlarını aynı biçimde yapmışlardır.Medeniyetin beşiği olarak Türkleri kabul edemezdik;tam aksine binbir entrika ile bu kültür miraslarına el koyarak biz onları tüm dünyaya barbar ,hak hukuk tanımayan bir toplum olarak tanıttık ve bunda da oldukça başarılı olduk.Sümer kralları Urukagina ve Urnammu,çok tanrılı bir toplum kurarak ,insanlar arasında adaleti sağlamak ve haksızlıkları önlemek için yasalar çıkararak ,çağımız toplumlarına öncü olurlarken,bu gün tek tanrılı bir toplum olan Türkiye'de bizim çalışmalarımız sonucu fuhuş,rüşvet,hırsızlık,haksız kazanç ve gelir dağılımı aşırı düzeylerdedir.Aslında insanlar tarih kitaplarını açıp okusalar,bütün gerçeği görecekler ama insanoğlu için duyduğuna inanmak yeterlidir,okumak çok zor gelir.''

David Rockefeller'in açıklamalarından sonra aklıma Dede Korkut'un çok sevdiğim bir sözü geldi,''Kalleş içeriden olunca,kapı kilit tutmaz oğul.'' Atatürk'ün Türk Tarih Tezi ,Türk milletinin köken araştırmasıydı.Ve Atatürk öldüktan sonra bu çalışma, aynı amaca hizmet eden kirli eller tarafından rafa kaldırıldı.Yaşasaydı ve Göbeklitepe'yi görseydi '' Ben size dememiş miydim?'' der miydi acaba diye düşünmüyor değilim.Gözümüzün önünde,bizim topraklarımızda atalarımızın, Mu kıtasından çıktıktan sonra ,Mu'nun anısına diktikleri kocaman bir yapı duruyor ve bu bile dünya tarihini yeni baştan yazmaya yeterli bir delilken paganizm övgüsüyle dolu bir Netflix disizi olan Atiye 'de Göbeklitepe hakkında kasıtlı olarak yanlış bilgi veriliyor.David Rockefeller'in dediğine geliyoruz işte ,''Aslında insanlar tarih kitaplarını açıp okusalar,bütün gerçeği görecekler ama insanoğlu için duyduğuna inanmak yeterlidir,okumak çok zor gelir''

Bizleri bizden olmayanların hatta bize düşman olanların uzaktan kumanda ile yönetmeleri fikri korkunç öyle değil mi?Ama gerçek.Kendi tarihimizi dahi değiştiren,dinimize Vahabizm belasını sokuşturan,Atatürk'ümüzü öldüren ve yavaş yavaş bir milleti birbirine kırdırtarak yok etmeye çalışan bu karanlık güçlere hizmet eden,şahsi menfaat ve çıkar için tüm değerlerini satılığa çıkaran şahısların bir gün yargılanacaklarına inanıyorum.Devletin yönetim organlarına kadar sızmış olsalarda.Bizi en çok bizden olan,ama değerlerini mevki,makam için satan insan müsveddeleri hezimete uğratmıştır.Ne kadar üst düzey olurlarsa olsunlar ve tarih ne kadar onların istediği gibi değiştirilirse değiştirilsin,tarih haini hain olarak damgalar.Ve gerçeklerin en tehlikeli yanı,ağır aksak yürüse de muhakkak gün yüzüne çıkmasıdır.Darbelerle şekillenen kanunlarımız,bizden olmayanların yönettiği bir ülke ve dış mihrakların pençeleri yüzünden en ağır darbeyi adalet almıştır ve almaktadır.Sadece birilerinin çıkarlarına hizmet etsin diye yapılan düzenlemeler,zenginin her koşulda işlediği her yanlıştan bir şekilde yırtması ve fakirin gittikçe fakirleşmesi..Üstüne üstlük seneler önce vefat etmiş ve bunlarla mücadele etmiş Atatürk'ümüzün sürekli hakarete uğraması,küfre maruz kalması,dinsizlikle suçlanması ve bunu yapanların ölmüş adamla uğraşmak yerine dinin en şiddetli şekilde yasakladığı 'faiz' sistemine sesini çıkartmaması bu şahısların değil bizden, insan bile olamadıklarının bir göstergesidir.Bizim yapmamız gereken bilinçli insanlar olup bilinçli nesiller yetiştirmek ve dış güçlerin kumandalarından kurtulmak olmalıdır.Kazım Karabekir'in Gürbüzler Ordusu kimlerden oluşuyordu sorusundan başlayarak günümüze kadar içimize sokulan hainlerin tespit edilmesi bu milletin geleceğinin garantisi için mecburiyettir.Mecburiyettir çünkü bir İngiliz veya da Amerika'lı bizim tarihimizi,milli ve ekonomik değerlerimizi bizden iyi bilmemeli.Biz kendi değerlerimizi ve tarihimizi onlardan daha iyi bilmeliyiz.Bilmediğimiz için yeni nesil batıya özeniyor.Batıya özenince kendini daha uygar,daha medeni daha çağdaş daha modern zanneden ve zannettiği şeyin sadece insanı yozlaştırmak için planlanan bir metafor olduğundan habersiz yaşayan, taklitçi gençlerimizin kendi varlığının,kendi kökenlerinin ne kadar kıymetli olduğunu bilmesi ve yaşadığı kimlik bunalımından kurtarılması gerekli, hemde acilen.Kurtarılması diyorum çünkü müfredatımız ağlama duvarına çevirilmiş vaziyette.Çünkü okullarda maalesef anlatmak odaklı değil 'konuları yetiştirme','çocukları yarış atı gibi sınavlara hazırlama' odaklı verilen ve dış müdahelelere uğrayıp deforme edilmiş bir eğitim sistemi var.Kişi kendi kendini yetiştirme ve geliştirme sanatına sahip , meraklı ,sorgulayan ve düşünen bir birey olmalı.Daha önceki yazımda da bahsetmiştim bu konuda uzun uzun.Hedefleri yeni nesil.Çünkü deforme ettikleri sistemde yetişenler onlar.Biz yine de biliyoruz, okuyoruz, araştırıyoruz.Ama yeni nesil telefonlara,teknolojiye muhtaç edilmek istenen,kitaplara düşman edilmek istenen bir nesil.Ve gençleri istedikleri gibi yönlendirebilmek için teknolojiyi kullanıyorlar.Topluma mal olmuş sözümona sanatçı,şarkıcı,oyuncu,fenomen dediğimiz şahısların neredeyse tamamı bu güçlere hizmet ediyorlar.Ve bu çocuklar rol model ihtiyaçlarını bu kişiler vasıtasıyla karşılıyorlar.Çok tehlikeli zamanlardayız.Ve bizi her zaman olduğu gibi tüm tehlikelerden koruyacak olan şey 'bilgi' nin ta kendisidir.Onu edindiğimizde,bilmeyenlere anlattığımızda ve genç nesilleri doğru bilgilerle yönlendirdiğimizde tüm toplumun değişmeye başlayacağından şüphem yok. Bizlere Andımız'ı da unutturmaya çalıştılar.Sonraki nesil hiç bilmiyor Andımız'ı.Ama yeni nesiller 'Gençliğe Hitabe'yi unutmayacak !

------------------------------------------------------------------------------------

KAYNAKÇA

1. Hüseyin Hakkı Kahveci - Atatürk'ün Katilleri

2.Mustafa Kemal Atatürk - Nutuk

3. Azra Kohen - Gör Beni

4. Hüseyin Hakkı Kahveci - Atatürk'ün Katilleri

1. 1.Dünya Savaşı'nda Osmanlı'ya karşı ayaklanarak Osmanlı'nın yıkılmasına meydan veren Araplar adına Mekke Şerifi Hüseyin'in İngiliz Ordusu Yarbayı Mc Mahon ile mektuplaşmalarını okumalısınız.Osmanlı'nın yıkılmasını planlayan bu mektupları,İngiliz Devlet Kütüphanesi arşivlerinde ya da internette bulabilirsiniz. Bkz: McMahon and Hussein correspondence pdf.

2. Emirates of Transjordan

3. Dünyanın en tehlikeli istihbarat teşkilatlarında tetikçi olmak üzere seçilen insanların,çocukluk yıllarında uzun süre cinsel istismara uğrayan ve bu istismarı bir sır olarak saklayan kişiler arasından seçildiğini biliyor muydunuz?CIA'in gizli bir şekilde parasal olarak desteklediği MK Ultra Deneyleri ve Donald Ewen Cameron'un 1960'lardaki çalışmaları CIA'in ilerki yıllardan ajanlarını seçmesinde temel olarak alınmıştır.

5. http://www.bandirmmanset.com/haber/_ataturk_yuzunden_planlar-16362.html

'' Bir insanı kaybetmek çok kolaydır. Bir söze, bir davranışa bakar. Oysa zor olan bir insanı kazanmaktır. Çaba gerektirir. Biz insan biriktiririz. ''

İstanbul, Türkiye