• Stj.Av.Nazmiye Şen

TEKNOLOJİ VE BİLİNÇALTI MESAJLARININ SUÇ İŞLEME EĞİLİMİNE ETKİLERİ

Teknoloji geçmişten günümüze baş döndürücü şekilde ilerleyişini sürdürürken zararlı etkileri de bir o kadar artmakta,biz ise faydalarına odaklanmış bir şekilde hayatın olağan akışının içinde yaşamımızı sürdürürken zararlı etkilerini fark edememekteyiz.Bilişim alanındaki gelişmeler ve özellikle 1990’lı yıllarda internetin tüm dünyada yaygın şekilde kullanılmaya başlamasıyla hayatın neredeyse her alanında devrim olarak nitelendirilebilecek değişiklikler yaşanmıştır.Kuşkusuz bilişim devriminin olumlu etkilerinin yanı sıra toplumlar ve devletler üzerinde olumsuz etkileri de görülmüştür.Artık devletlerin topla tüfekle değil frekanslar üzerinden savaşını vermekte ve bu rekabetini gittikçe kızıştırmaktadir. Bundan kötü etkilenen ve hatta etkilendiğinin bile farkına varamayan ise bireyler olmaktadır.Karar alma mekanizmamızı etkileyecek kadar teknolojinin zihnimize kadar sızmasına engel olamamakla beraber bunun farkında bile değil çoğumuz.Bu gün toplumdaki şiddet eğiliminin arkasında yatan karanlık perde ise frekanslar ve bilinçaltı mesajlar.Dizilerde,filmlerde ve en tehlikesi de çizgi filmlerde dahi subliminal mesajlarla karşılaşıyoruz ve bunu fark edemiyoruz.

Subliminal mesaj veya bilinçaltı mesaj, başka bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da mesajdır ve normal insan algısı limitlerinin altında kalmak, o anda fark edilmemek üzere tasarlanmıştır. Subliminal mesajlar insanın bilinçli dikkati tarafından fark edilemezler, ancak bu mesajlar insanın bilinçaltını etkilemektedir. Subliminal teknikler reklamcılık ve propaganda alanlarında sıklıkla kullanılmaktadır. Dizilerde veya filmlerde karakterlerin içtiği içecek markaları, kıyafetleri subliminal mesaj örneklerindendir. Bu tekniklerin amaçları, etkisi, kullanım sıklığı ve rekabet gibi konularda ahlaka uygunluğu konuları tartışmalıdır. Marka ve ürünlerin pazarlamasından toplumun ilgi, ihtiyaç ve algısını değiştirmeye kadar birçok konuda kullanılmaktadır. Bir kişiyi, kurumu ya da ürünü kötü göstermek için o şey ile kötü olan bir nesnenin aynı temada işlenmesi subliminal mesajın en yaygın kullanılma şeklidir. Şu ana kadar yapılan çalışmalar neticesinde en bilinçli ve defansif kişiler bile bu mesajları ilk bakışta %100 olarak çözememektedir. Bu da toplumlarımızı yönlendirmeli reklamlara karşı savunmasız bırakmaktadır.

Subliminal mesajın diğer bir aktarım çeşidi ise 25. kare tekniğidir. 25. kare tekniği reklamlarda ve sinemada kullanılan bir etkileme yöntemidir. Birçok konuda bu yöntemin etkili olduğu kanıtlanmıştır. Bilinçli olarak anlaşılamayacak şekilde görüntülerin arasına gizlenmiş mesajlardır. Bunu daha basit bir şekilde anlatmak gerekirse; flipbook'larda birçok sayfaya çizilen ayrı ayrı resimler, ardı ardına hızlı bir şekilde gösterildiğinde sanki bir film oynuyormuş gibi görünür. İşte sinema ve TV'de de aynı mantık vardır. Sinemada 24, televizyonda ise 25 kare art arda gelerek, yalnızca 1 saniyelik bir izleti oluşturuyor.25. kare tekniği ilk defa 1957 senesinde James Vicary tarafından "Picnic" isimli filmde uygulanıyor. Filmde her 5. saniyede bir, saniyenin 1/3000’ne denk gelecek şekilde "HUNGRY ? EAT POPCORN" (Acıktın mı ? Patlamış Mısır Ye) ve "DRINK COCA-COLA" (Coca Cola İç) yazan kareler yerleştiriliyor. Söylenene göre bunun sonucunda, film arasında ve film sonrasında, mısır ve kola satışları artış gösteriyor.

Peki sadece bizi tüketim toplumuna dönüştürmek için mi zihnimiz subliminal mesajlara maruz kalıyor?Elbette ki hayır.Bu gün çevremizi gözlemlersek veya gazetelerde çıkan cinayet haberlerine bir göz atarsak bu katliamların sudan sebepler sonucunda gerçekleştiğini görürüz.Gözünü kırpmadan senelerdir evli olduğu eşini,çocuğunu katleden adamların ''cinnet'' başlığı altında gazetelerde haber olmasını artık olağan karşılayan ,bu tür haberlere şaşırmayan bir toplum haline geldik.Çok acı ama maalesef ''alışıyoruz''. Bu haberlere,bu vakalara insanlar şaşırmıyor artık.Haberlerde gördüğümüzde bir kaç dakika ''vah,tüh'' dedikten sonra unutuyoruz.Sadece şiddet eğilimini tetikleyen mesajlardan bahsetmiyorum.Çizgi filmlerin içerisine 25.kare tekniği ile gizlenen bilinçaltı mesajları incelersek genelde ''sex'' yazısıyla karşılaşırız.İlk bakışta bunu fark edemiyoruz ama zihnimiz o mesajı algılıyor.Ve o zihinler çok tehlikeli eylemlere yöneliyor.Bir dönem orta yaşlı, oldukça büyük erkeklerin küçük kız çocuklarına yönelik cinsel istismarlarıyla ülke çalkalanmıştı.Neredeyse hemen her gün kaybolan bir kız çocuğu haberini izliyorduk ekranlarda veya da sosyal medyada çıkıyordu karşımıza.İstismar edilen ve istismar edildikten sonra vahşice katledilen küçücük kız çocukları,hatta bebekler.Bu haberleri bir dönem çok sık görmüştük.Şu an haberlerde yada sosyal medyada bu tip vakalarla karşılaşmıyoruz.Karşımıza şiddete uğrayan kadınlar,sokaklarda sürüklenen,küfredilen,hakarete uğrayan,dövülen,her türlü maddi manevi şiddete maruz kalan kadınların sosyal medyada dolaşan videoları çıkıyor.Emine Bulut'un ''ölmek istemiyorum'' çığlıklarıyla hepimizin tüyleri diken diken olmuştu.

Bizi gittikçe vahşileştiren bu eylemleri kendi isteğimizle mi gerçekleştiriyoruz gerçekten?Tüm vakaların ardında yıkanan beyinlerimiz ve bilinçaltı mesajlar var demiyorum elbetteki. Bu mağduru daha da mağdur hale getiren ,faili aklamaya çalışan bir düşünce açıklaması olur.Ceza kanunların amacı caydırı olması,bireyi suç işlemekten alıkoymasıdır.Ülkemizde kanunların caydırıcı olmasına rağmen cinsel sapkınlığa varan ve sonucu ölümle biten eylemler,şiddetle başlayıp yine ölümle biten eylemler hala devam ediyor.Uygulamada verilen kararlar ne yazık ki adalet duygumuzu kanatsa da bu eylemlerin önüne geçilemiyor.

Bilinçaltı mesajlar ise hemen her yerde karşımıza çıkıyor.Çizgi filmlerde gizlenen cinsel içerikli mesajlara zihni maruz kalan bir çocuğun ,büyüdüğünde sağlıklı kararlar verebileceğine kesinlikle inanmıyorum.Bu hileler ekranlardan zihnimize sızıp suça eğilimimizi arttırmak için elinden gelen her türlü şeytanlığı gerçekleştiriyor.Biraz dikkat ve bilinç aydınlamasıyla bu mesajları inceler sonrada toplumu incelersek ne demek istediğim çok iyi anlaşılacaktır.

Sadece 25.kare tekniği ile değil frekanslarla da zihnimize komutlar veriliyor. Şimdi Ömer Çelakıl'ın Ne Var Ne Yok programında frekanslarla ilgili verdiği bilgileri paylaşacağım:

''Elektromanyetik siber saldırıları herkes birbirine yapmaya çalışıyor.Ve bunu devlet başkanlarına da yapmaya çalışıyorlar.Bakın şu cep telefonlarınız bile bir tehlike aslında.Niye wifi frekansı 2400 megahertz?Evimizde kullandığımız mikrodalgaların,fırınların da frekansı 2400 megahertz.Neden sen başka bir frekans seçmedin?Neden gidipte 1700 seçmedin?Niye 3500 megahertz seçmedin?Çünkü mikrodalga fırınlar suyu titreştiren frerkanstır.Cep telefonları ve tabletler 2400 megahertz ve wifi.Ben her zaman diyorum kardeşim odada bulundurmayın ama diyor ki ben yatarken wifi'yi kapatıyorum. Hayır sen kapatıyorsun ama adam onu uzaktan açabiliyor.Bu frekans 2400 megahertz suyu titreştirir ve beyindeki su moleküllerini bir miktar etkileyebiliyor.Bu proje neden yapıldı diye düşünüyorum her zaman?Her zaman insanoğlunun beyin okuma hevesi oldu.Beyin dalgalarını okumaya çalışmak ve yönlendirmeye çalışmak,bir bireyi öfkelendirmek mesela.Bir kişinin beynindeki su moleküllerini etkileyerek yönlendirmeye çalışmak hatta kısa süreli felç.Rus Patriği bir açıklama yapıyor ve diyor ki cep telefonları kötülük sisteminin, deccaliyet sisteminin alt yapısını oluşturuyor.Şimdi bu papa gibi bir adam yanı Rusların kilisesinin en başındaki adam.Nasıl böyle bir şey söyler cep telefonları ve tabletlerle ilgili. Bakın bunu BBC'de yayınladılar.Bizde ama yok yanı ben görmedim hiç bir yerde yayınlanmadı.İnsan beynini etkiliyorlar bu frekanslarla.Sizin işlerinizi,ruh halinizi dahi etkilemeye çalışıyorlar.Gün boyunca başınıza gelen olaylarla bile etkisi olabilir ama Allah korur tabii ki biz buna inanıyoruz.Kimse öyle insanlığı ele geçirebilecek kadar güçlü bir sisteme sahip değil ama Rus Patriği'nin açıklaması bunun işareti.Cep telefonları ve bilgisayarlar.2400 megahertz demiştik daha da enteresanını söyleyeyim size elektromanyetik dalga ile elektromanyetik dalga nedir mesela cep telefonunuzdan yayılıyor,tabletten yayılıyor ve insan beynini etkiliyor.Çok şiddetli,güçlü değil fakat sizin his durumunuzla ilgili bir harita çıkartabiliyor veya bir suçluyu yakalamak için mesela(iyi anlamda kullanıldığı tartışılır ki hiç sanmıyorum)ve davranış yönlendirme.Bu elektomanyetik dalgalar ışık hızındadır ve fotonlardan oluşuyor.''

Şimdi de Gizli Gerçekler programında yazar Haluk Özdil'in bu hususta verdiği bilgileri paylaşacağım:

''Nasıl yönlendiriliyoruz,frekanslarla yönlendiriliyoruz.Frekans teknolojisi aslında Tavistock ile çıktı.İlluminati'nin modern ismi Tavistock'tur ve artık İlluminati ismi kullanılmıyor.1776 yılında kurulmuş bir teşkilattır bu ve kurulma nedeni çok komiktir.Kurucusu mason locasına üye olmak istiyor ve çok yüklü para istiyorlar bundan.Onlara kızıyor ve 1776 yılında İlluminati'yi kuruyor.Sayısı 5 iken belli bir zaman sonra 5000'ne çıkıyor.Bavyera Hükümeti değiştiği zaman ilk işi bu kişiyi idam etmek oluyor.İlluminati yok ediliyor ama hesapta yok ediliyor ama hiç bir zaman yok olmuyor.Sonrasında varlığını gizli olarak yer altına çekilmiş,bilinen ama hiç bir zaman görünmeyen şeklinde varlığını sürdürdü ta ki günümüze kadar büyüyerek geldi. Masonlarla arasında problem yok işbirliği var.İlluminati'nin varlığı bilinir ama hiç bir zaman kanıtlanamaz üyelerinin kimler olduğu.

Frekanslar teknolojisine gelirsek bu teknoloji Tavistock ile başladı.1921 yılında Tavistock kuruldu. Tavistock niye kuruldu? 1.Dünya Savaşı'nda psikolojik anlamda aklını oynatan çok asker oldu İngilizlerde.Özellikle Çanakkale'de savaşanlar travmalar yaşadılar.Bunu açıklamıyor İngiltere Hükümeti.Savaştan sonra bu kişiler topluma adapte edilemiyor.Tavistock ilk başta bu amaç için kuruluyor.Ama bir bakıyorsunuz arkasından İlluminati çıkıyor. Rockefeller ailesi bu kuruma çok yüklü bir bağış yapıyor durup dururken.Şu an varlığını sürdürüyor Tavistock, girin internete şöyle der''Londra merkezli kar amacı gütmeyen araştırma enstitüsü''.Oysa yıllık şu an beş milyar dolar bütçesi olan bir yapıdan söz ediyoruz.Kurulduktan sonra biliyorsunuz psikolojinin babası sayılan Freud ile yaklaşık 6 ay çalıştılar.Peki Freud iyi niyetle mi çalıştı.Hayır,insan beyni nasıl etkilenir,insan davranışı nasıl yönlendirilir bu konular üzerinde bildiklerini bunlara öğretti ve bunları yönlendirdi.Bunu aldılar ve kitle psikolojisi üzerine uyguladılar.Tavistock'un amacı budur.Daha sonra büyümeye başladı 1938 yılında gizli bir anlaşma ile Amerika'ya çağırıldı.O dönem başkan Roosevelt,hiç halka duyurmadan bir anlaşma imzaladı.CIA o dönem kuruldu ve ardından 2.Dünya Savaşı'na girme hazırlıkları başladı Hitler'le savaş amacıyla.Tavistock'un elemanları halkın içine yayıldı.Hitler düşmanlığı ve zihinlere işleme yöntemi başladı.O dönem sadece radyolarla yapabiliyorlardı.Ve tam yine aynı dönemde Rockefeller ailesi 440 hertz'i çıkarttı.Zehirli frekansı.Şu an bizim müzikleri dinlediğimiz frekans ve insan zihnini allak bullak eden,saldırganlığı arttıran,agresifliği arttıran bir frekans sistemidir.Rahatlatıcı etkisi yoktur,tam tersine sürekli düşmanlaştıran bir etkisi vardır karşı tarafa doğru.Çoğu zamanda düğünlerde sapıtıp sağa sola vuran insanlar falan görürsünüz veya eğlencelerde.Dikkat edin bu haberlere de yansır.440 hertz'in çok etkisi vardır bu saldırganlıkta.Çünkü bunu Tavistock 5 tane evsiz denek üzerinde denedi.Adamlar en sonunda birbirini öldürdü ,tabi onlara gece gündüz dinletildi.1 ay sonra plastik tabak çatallar alınıp yerine metalleri konduğu an birbirlerini öldürdüler.Bu kadar basit,Tavistock'un çalışma şekli bu.Frekans sistemi ta o günden bu güne geldi ,yeni bir şey değil.Yani 2013 yılında Almanya'da bir Nazi radyosu suç üstü yakalandı.Gene Bavyera bölgesine yayın yapıyor.Bu Nazi radyosunu dinleyen bir adam komşusunu durup dururken öldürdü.Adam Nazi hayranı.Sorgusunda bu radyoyu dinlediğini ve mesajlarda o dinlediği müziğin altında ''komşunu öldür'' mesajını aldığını söyledi. Araştırıldı ve doğru çıktı.440 hertz olarak da almıyoruz.Bunların içine gizli mesajlar yerleştiriliyor.Açıyorsunuz radyonuzu arabanızda yada evde müzik programı dinliyorsunuz,beyninize işliyor.İnsan zihnine en uygunu 432 hertz'dir.Mesela Mozart'ın piyano sonatında çok görürsünüz,o kadar rahatlatıcı bir etkisi vardır ki.Veya doğu müziğinde görürsünüz ama radyolarda, elektronik yayınlarda 440 kullanılıyor.Buna tüm ülkeler dahil.440'ı dünyaya ihraç ettiler.Burada zihinler zehirlenmeye başlıyor.Şehirlerde son dönemlerde devasa büyük binalar görürsünüz.Bunlar ya alıcıdır ya da haberleşme kulesidir yada biz öyle biliriz.Şekilleri de bir gariptir,çok konuşamıyorum bu konuda kobra yılanı şeklinde filan kuleniz vardır.Bunun mesajı açıktır.Kobra yılanının durduğu yöne bakacaksınız.Baktığı yön neresidir atıyorum şimdi batı.Durun binaya bakın,arka tarafı doğuya denk geliyor.Burada verilen mesaj şudur; arkamda doğu var ama yüzüm size dönük.Çünkü yılan eski kadim uygarlıklarda bilginin sembolüdür,düşmanlığın değil.Şimdi çok enteresan gelişmeler görüyoruz,binaların üzerindeki o devasa antenler ne işe yarıyor?Garip sesler duyarsınız zaman zaman,belki mahallenizde duyarsınız bazen de duymazsınız.Şehirde çünkü çok garip sesler duyarsınız özellikle İstanbul'da.Belli frekanslar sürekli işliyor.Alışveriş merkezlerinde 2000 frekansın üzerinde sistemler işliyor.Oraya girdiğiniz zaman tümüyle şöyle bir şeye rastlarsınız.Cebinizde ne var ne yoksa harcama gereği duyarsınız.Çılgınca bir alışveriş isteği duyarsınız.Bu sizden kaynaklanmıyor.Bu senin beyninden kaynaklanmıyor,sen yönlendiriliyorsun.Bunların çoğu komplo teorisi gibi geliyor insanlara ama bende diyorum ki lütfen dönün hayatınıza bir bakın.Çıkartın faturalarınızı diyorum karşılarına en çok banka borçları çıkıyor.Kredi kartıyla ne yapmışsın gereksiz yere alışveriş yapmışsın.Çılgıncasına,çünkü siz yönlendiriliyorsunuz.Sistem böyle çalışıyor çünkü sen böyle olmazsan onlar çöker.O büyük global şirketler çöker.Bu gün asgari ücret var ya bu gün en büyük müşteriler asgari ücretliler.Ve o insanların,hepimizin hayatına bakın hepimiz derken bilinçli olanları bir kenarda tutuyorum,kendini geri çekmeyi başaran çok az insan var.Niye borçlandırılır insanlar?Bir insanı borçlandırırsanız o adam sabah akşam borcunu düşünür,kendi hayatını yarını düşünür,onun dışında hiç bir şey düşünemez hale gelir.Zaten istenen budur.Sen bunları düşünme ki ben işimi yürütebileyim.Reklamlarda aynı şekilde sizi harcamaya teşvik eder bakın bunlar subliminal mesajlar olarak zihninize işler.Sen o an değiştirirsin ama bilinaçaltın alıyor o mesajı.Bu subliminal mesaja örnek vereyim.Geçen gün sosyal medyada bir subliminal mesaj paylaştım.Baktığın zaman elin içine kadın vücudu çizilmiş.Ben bunu tuttum,çocukların zihnine işleyen subliminal mesajlar bunlar ve paylaştım.Kadın vücudu şeklindeki çizimi bilinçaltın alıyor,çocuğun bilinçaltı onu öyle alıyor,bizde öyle alıyoruz.Ama fark etmiyorsun o an el gibi görüyorsun.Zaten tüm sapıkları azdıran,bakın son dönemlerde sapıklıkların,tecavüzlerin artmasının sebebi bu tür filmlerdir.Bilinçaltımıza işleyen ,bakın dizilerde aynı şekilde sorumludur bu işten.Sinema sorumludur Hollywood sineması yüzde yüz sorumludur.Ve bunların hepsi aynı program dahilinde çalışıyor.Naparsanız yapın dünya devleti projesinde sistem böyle işliyor.Dönüp dolaşıp dünya devleti projesine geliyoruz.Müzik sektörü de çok feci bir şekilde bu işin içinde.''

Devamında Haluk Özdil Dijital Tapınak kitabında da bahsettiği Çift Başlı Ejderha Deneyi'nden bahsediyor:

''Irak'ın El Ambar kentindeki Amerikan üstünde Çift Başlı Ejderha Deneyi yapıldı.El Ambar kenti biliyorsunuz ki Amerikalılarda.Oraya giriş çıkışlar yasak.Orada çok enteresan şeyler var.Bu geçmiş Sümerlilerden kalma Anunnakilerle ilgili bir takım kazıların yapıldığını da biliyoruz bir şeylerin çıkarılıp götürüldüğünü de biliyoruz.Ve o bölgede insanlar üzerinde deneyde yapılıyor.Göstermelik bir sığınmacı kampı ve yaklaşık 5 kişilik bir aileydi.İçeri konuluyor ve ilk 3 ay mutlu geçiyor onlara güzel olanaklar sunuluyor.Ondan sonra frekans deneyleri başlıyor.Bu frekanslar bildiğimiz frekans değil 20.000 hertz'in üzerinde.İnsan zihnini hangisi harap edip yönlendirecekse onlar bildikleri için Çift Başlı Ejderha Deneyi yapılıyor ve bu korkunç bir deneydir.Ben bir kayıttan yakaladım bunu.Biz şu an konuşuyoruz ama zihnimize o öldür öldür komutu giriyor.Bunu fark etmiyoruz çünkü o frekans aralığını duyamıyoruz.Bu çok yükseldiği zaman beyin kanamasına sebep olur,öldüredebilir.Bunun bir ayarı var.Oradaki deneyde önce çocuğu canavarlaştırıyorlar.Önce çocukla başlıyorlar.Çocuğu resmen canavar haline getiriyorlar annesinin elini kopartacak kadar.Çocuğa delicesine bir su içme isteği veriliyor.Ardından annesi gelip kendisini uyardığı için annesine saldırıyor.Aynı anda annesine verilen o frekanslarla çocuğunu düşman gibi gören bir kadın ortaya çıkıyor ve çocuğunu öldürüyor.Dışarı çıkıyor ve bakın bu çok gizli bir deneydir Amerika'nın açıklayacak hali yok tabi benim öğrendiğim bir yer var.Yemek masasına doğru yürürken kadından frekansları kesiyorlar ve kadın hiç bir şey hatırlamıyor.Biraz önce işlediği cinayet dahil hiç bir şey hatırlamıyor.Oraya oturuyor,masaya oturduğu zaman diğer oturan ailelerle birlikte hepsine birden frekanslar veriliyor ve baba oğulunu ,oğul çocuğunu,o dedesini öldürüyor.Birbirlerini öldürüyorlar ve sadece küçük bir kız çocuğu yaralı olarak sağ kalıyor ,onu da zaten Amerikan askeri gidip öldürüyor zaten.Amerika bu deneyleri yapıyor ve bunu Hitler'de başlattı.Hitler'in meşhur doktoru Mengele başlattı.Bu deneyler ona aittir insan beyni üzerinde.''

Şimdi teknolojinin bu gelişmişliği ile insanoğlunun kötülüğe daha doğrusu bu projeyi amaç edinen devletlerin bu deccaliyet sistemine karşı insan zihni savunmasız kalıyor.Frekanslarla yönetiliyoruz. Bu gün suç işleme eğiliminde de bunun etkisini bu bilgiler çerçevesinde değerlendirir ve biraz gözlem yeteneğimizi yoğunlaştırırsak çok rahat görürüz.Ben elbette ki tüm suçların kaynağı bu zehirli frekanstır demiyorum.İnsanın özgür iradesi var tabiki.Seçimlerimizi örgür irademiz belirliyor ama o iradeyi bu zehirli frekanslar kesinlikle etkiliyor.Daha acısı devletin bu frekansları önlemek için oluşturduğu herhangi bir kurumu,kuruluşu yok.Sadece bu frekansları ve televizyonlarda izlediğimiz filmlerde,dizilerde daha doğrusu tüm dijital platformlarda subliminal mesajları denetleyen,frekansları deneletleyen bir kurum oluşturulmalı ve devlet acilen buna müdahele etmeli.Aksi takdirde teknolojiyi icat eden insanoğluyken ,teknolojinin istediği gibi yönettiği insanlar olacağız.Ama bırakın devletin bu konuyla ilgilenmeyi,mecliste tartışma konusu dahi yapılmadığını görüyoruz.Hukuk teknolojiye ayak uydurmak,çağa uygun düzenlemeler yapmak zorundadır.Aksi düşünülemez. Sorunların temelinden yok edilmediği her bina yıkılmaya mahkumdur.Dilerim ki altında kalmayız...

Stj. Av. Nazmiye ŞEN

'' Bir insanı kaybetmek çok kolaydır. Bir söze, bir davranışa bakar. Oysa zor olan bir insanı kazanmaktır. Çaba gerektirir. Biz insan biriktiririz. ''

İstanbul, Türkiye