• Stj.Av.Nazmiye Şen

TEKNOLOJİNİN KARANLIK YÜZÜ: ''ZİHİN KONTROLÜ,SEKS ROBOTLARI,YAPAY ZEKA''


Daha önceki yazımda gelişmekte olan teknolojinin suç işleme eğilimine etkilerinden bahsetmiştim ve bu eğilimi tetikleyen faktörün ise teknoloji vasıtasıyla gerçekleştirilen zihin kontrolü olduğunu anlatmıştım. Aslında bu yazımı da diğer yazımın devamı olarak görebiliriz.Teknoloji baş döndürücü hatta ürkütücü bir hızla hayatımıza son hızda girerken hükümetin bu konuyu hiç bir şekilde gündeme getirmemesi ve insanlarında bu sistemin içinde,hayatlarından memnun bir halde yaşamaya devam etmeleri bu konuda hala bir bilinç düzeyine ulaşamadığımızın göstergesidir.Benim bu meseleyi bu denli kurcalamamın ve bu konuları araştırmamın arkasında yatan sebep ise bilinçlenmek ve farkında olmak.Anlatmamın sebebi de budur.Bu yazıyı okuyanlarda az da olsa farkındalık oluşturmak ve ''Bak bu teknoloji çağı hayatımızı ne kadar kolaylaştırdı ama özel hayatımızında içine hadsizce daldı,bu sistemde sürükleniyoruz farkındamısın? Nereye sürüklendiğimizin farkındamısın?'' diye sormak. Bu soruyu kendime sık sık sormuş olmamın ve aldığım cevapların beni hiç mutlu etmemiş olmanın ürünüdür bu yazı.Deccali sistem gümbür gümbür geliyor, toplumun çok az bir kesimi dışındakiler bunun farkında bile değil.Bunun için kimseye kızamayız çünkü küresel güçler onlara durup düşünme imkanı tanımıyor. Çünkü insanlar hayatını borçlarını ödemeye adamış bir şekilde durmaksızın çalışıyor! Çünkü çalışmak zorundalar.Çünkü borçlular.Ve o borçlar ödenmediği müddetçe işten eve gelen bir adam borcunu nasıl ödeyeceğini düşünmeyi bırakmadıkça ,toplumsal konulara ilgi göstermez ve dünyanın sistemiyle de ilgilenmez.İşte deccali sistemin istediği de tam olarak bu.İnsanları borçlandır ve onları başka hiç bir şey düşünemez hale getir. Getir ki uyanmasınlar bu sisteme,sorgulamasınlar ve kesinlikle düşünmesinler.Çünkü en çok korktukları insan modeli, bilinçli insan modelidir.Abraham Maslow'un İhtiyaçlar Teoremi'ni buna örnek olarak gösterebiliriz.Amerikalı psikolog Abraham Maslow tarafından 1943 yılında yayınlanmış bir çalışmada ortaya atılmış ve sonrasında geliştirilmiş bir insan psikolojisi teorisidir.Maslow teorisi, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha 'üst ihtiyaçlar'ı tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için baskın olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini söz konusu etmektedir. Maslow'un kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. Birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez.

Maslow, gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir:


1)Fizyolojik gereksinimler (nefes, besin, su, cinsellik, uyku, denge, boşaltım)

2)Güvenlik gereksinimi (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği)

3)Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık)

4)Saygınlık gereksinimi (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı)

5)Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü)

Maslow'a göre birey için o an baskın olan gereksinimler hangi kategoriye ait gereksinimler ise, diğer deyişle günlük etkinlikleri ağırlıklı olarak hangi gereksinimleri doyurmaya yöneliyorsa, kişilik gelişmişlik düzeyi de onun istencinden ya da seçiminden bağımsız olarak bu gereksinim kategorisine karşılık gelen düzeyde bulunacaktır.Belirli bir kategorideki gereksinimler tam olarak karşılanmadan kişi bir üst düzeydeki kategorinin gereksinimlerini algılamaz, böyle gereksinimleri yoktur. Örnek olarak günlük olarak karnını doyurabilen fakat güvenlik içinde bulunmayan, kendini sürekli olarak olası bir tehdit altında algılayan bir insanın, dünya görüşünü geliştirmek için kitap okumak gibi bir gereksinimi yoktur.Belirli bir gereksinim kategorisindeki gereksinimlerin karşılanması durumunda kişi, bir üst kategorideki gereksinimleri karşılamaya yönelecektir. Bu durum kişilik gelişme düzeyini de bir üst düzeye sürükleyecektir.Maslow'a göre psikologların yapması gereken,bireyin kendini gerçekleştirme(self-actualization 'kendini gerçekleştirme') aşamasına gelmesinin önündeki engelleri ortadan kaldırmasına yardım etmektir.

Ülkemizde kitap okuma oranı oldukça az. Hatta vasat durumda diyebiliriz.İnsanlar borçlarını ödemek için çalıştıkları ve bundan başka bir şey düşünemez hale getirildikleri için okuma,araştırma,inceleme hatta hobi edinmek gibi lüksleri de otomatikman ortadan kalkıyor.Dolayısıyla bir ülkenin ekonomik kalkınması ve toplumun gelişmişlik düzeyi, birbirine paralel ilerleyen konular.Bu durum bireye büyük pencereden bakıp büyük resmi görme imkanını ortadan kaldırıyor.Görmeyenleri ise yönlendirmek her zaman çok kolay oluyor.Zaten istedikleri insan modeli de budur.Bilinçaltı mesajlar ve elektromanyetik dalgalarla kontrol edilen zihinlerimiz birilerinin elinde oyuncak olmuş hatta denek olmuş vaziyette ve bir çoğumuz bundan habersiz.Habersiz çünkü vakti yok sorgulamaya.Şimdiki hedef kitleleri ise genç kuşak.Ebeveynler bundan ne kadar haberdar?Akıllı telefonları çocuklarının eline bilinçsizce veren ebeveynler, tehlikenin boyutundan haberdar mı?Genç kuşağı bekleyen tehdit hakkında ne kadar bilinçli ve çocuklarına bu bilinci aşılayabiliyorlar mı? Bekleyen ve halihazırda sürmekte olan tehdit ne peki?Anlatalım o halde..

Popular Scıence dergisinin Ocak 2020 sayısının gözüme çarpan başlıklarından başlayalım.

Başlık ; SIÇANLARA ZİHİN KONTROLÜ

''Şubat ayında yayınlanan ''İnsan tarafından zihinleri kontrol edilen Siborg sıçanların beyinden beyne arayüz ile kablosuz olarak kesintisiz yönlendirilmesi''başlıklı makale,beyin-beyin arayüzü (BBI) ve siborg fareler gibi iki mevcut teknolojinin bir arada kullanılmasını konu alıyordu.BBI ve beyin-bilgisayar arayüzü (BCI) benzeri teknolojiler sayesinde protez ve diğer cihazları kontrol edebilmemiz mümkün oldu.Ancak bu teknoloji tersine de çalışabiliyor.Yani beynimizi kullanarak bir makineyi kontrol edebildiğimiz gibi ;aynı yöntemle makinede beyin kalıplarımızı değiştirebiliyor, ya da makalede anlatıldığı biçimiyle ''hareketsel bilgiyi beyine geri aktarabiliyor''. Kısacası BCI mekanik olarak başkalarının beyinlerini kontrol etmeyi mümkün kılıyor.Pratikte bu arayüz şöyle çalışıyor:Bir insan (veya manipülatör),hareketle ilgili bir düşünce oluşturur.Giyilebilir bir EEG cihazı (beyin dalga kalıplarını kaydeden cihaz) bu veriyi alarak bilgisayara aktarır. Bilgisayar bu sinyali ''denetim yönergelerine'' dönüştürür ve kablosuz olarak farenin sırtında olan alıcıya iletir.Alıcı aynı veriyi, sıçanın beynine önceden yerleştirilmiş elektrotlar üzerinden gönderir.Sıçan da beynine gönderilen bu yönergeleri fiziksel olarak yerine getirerek tepki verir.''Bu arayüzle manipülatörlerimiz bir siborg sıçanının beynini kontrol ederek labirentten kesintisiz hareketlerle çıkarmayı başardılar''diyor makale.Uzmanlara göre bu teknoloji,artırılmış gerçeklik sistemlerini geliştirmekte, ya da bir uzman cerrahın uzaktan denetimle başka hastanede bulunan bir doktorun ellerini yöneterek hassas bir ameliyatı tamamlaması gibi alanlarda kullanılabilir.BBI açısından gelinecek uç noktada ,duyular ve duygular gibi kelimelerle anlatılamayacak zengin içeriklerinin paylaşımı da mümkün olabilir.Şimdilik bundan çok uzaktayız,ancak gelecek için imkansız değil.''

Bir insan neden zihin kontrolü yapmak ister ki?Bu o kadar muazzam bir güç kazandırır ki kişiye devamındaki güç zehirlenmesi insana ''Ben Tanrıyım'' bile dedirtir. Her şeyi kontrol etme, her şeyi yönlendirme isteğinin arkasında söylendiği gibi 'sağlık için,daha kolay bir yaşam için' gibi zırvalıklardan çok daha derin bir plan yatıyor.Aynı derginin 85. sayfasında da ilginç bir başlık var. Aktaralım:

Başlık; ELON MUSK Zihninizi Okumak İstiyor

''İnsanlar 2020 yılından itibaren kafalarının içinde bilgisayarlarla mı dolaşmaya başlayacak?Elon Musk'ın hayali bu!Musk'ın gizemli biyohack firması Neuralink, en son teknolojiyi insanların beynine yerleştirmeyi hedefliyor.Temmuz ayında gerçekleşen bir basın toplantısında Neuralink ekini N1 adını verdikleri bir çip üzerinde çalıştıklarını, bu çipin insanların beynine ''bağlanacağını'' açıkladı.Beyne yapılan mini bağlantıların her biri beyinden elektrik sinyalleri alacak ve beyne elektrik sinyalleri gönderebilecek.Firma bu teknolojinin medikal alanda çok yararlı olabileceğini,felçli hastalara yürüme,görme engelli hastalara görme yeteneği kazandırabileceğini iddia ediyor.Ancak bir adım daha ileri gitmek istiyorlar.Hedefleri N1 çipini telepatik iletişim için direkt olarak beyne bağlamak.Musk,tüm bunların kablosuz olarak,bir cep telefonu uygulamasından kontrol edilebilir olmasını istiyor.Bilim kurgu gibi görülebilir ancak firma bu çipi hayvanlarda denediği ve pozitif sonuçlar elde ettiğini söylüyor.Eğer FDA izin verirse Neuralink yetkilileri insanlı denemelere önümüzdeki yıl başlayacak.2020'de zihin okuma fantezisinin gerçek olup olmayacağını yaşayıp göreceğiz.''

Hey gidi Elon Musk ne masumane hayallerin var!Artık yapay deriye sahip robotlarda hissedebildiğine göre güzel bir robotlar şehri kurarsınız el birliğiyle.İnsan olan doktora,avukata,öğretmene kısacası insanın yönettiği meslek gruplarına gerek kalmaz böylece.Siz de robotlarınıza ''tanrılık'' taslarsınız.Hedefleri de bu zaten. İnsanın olmadığı en azından insanın yönetmediği bir dünya düzeni kurmak.Sadece akıllı cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle bile sosyal hayatta kaliteli iletişim kurmak neredeyse imkansızken, mevcut teknolojinin daha da ileriye gitmesi insan ilişkilerine neler yapabilir?Kendi kararlarını alamayan ,uzaktan kumanda ile yönetilen insanlar.. Korkunç.. Ama çok güzel pazarlıyorlar.Felçli hastaları yürüteceğim,göremeyenler görecek diyor.İnşallah! Biz devam edelim.

Geçen yazımda Tavistock'tan bahsetmiştim.1Tavistock ,kitlesel beyin yıkama stratejilerini ilk defa 1950'de Kore Savaşı'nda denemiştir.(''Geliştirilen kalabalıkların kontrol metotları gizli ve halkın tepkisini çekmeyecek şelilde ABD halkı üzerinde denenmiş ve onların psikolojik tavırları tespit edilmiştir.'' Örneğin ,1933'de Tavistock Direktörlüğü'ne getirilen Alman Mülteci Kurt Lewin,ajanlarını düşmanlar arasına sızdırarak Harward Üniversitesi'nde geliştirilen propaganda ve beyin yıkama kampanyaları ile Amerikan halkını ABD'nin Almanya'ya karşı savaşa girmesi için hazırlamaya çalışmıştır.) 1950'lerden sonra tüm CIS Programları TAVİSTOCK'un rehberliğinde oluşturulmuştur.Roosevelt ve Churchill'in hava saldırlarının tümü Tvistock laburatuvarlarında kitlesel terörden elde edilen deneyimlere göre gerçekleştirilmiştir.

Tavistock'un en öncelikli hedefi ''halkın psikolojik gücünü kırmaktır.'' Bu amaçla Dünya Düzeni Diktatörlerine muhalefeti engellemek,aile bağlarını zayıflatarak,aile,din,onur,milliyetçilik ve seksüel davranışları çökertmek için teknikler geliştirmek Tavistock bilim adamlarının yıllarca üzerinde çalıştığı konulardır.

Tavistock programları kontrol edilebilecek toplumdaki ''kişilerin kimlik ve ırksal mensubiyetlerinin çökertilmesine göre dizayn edilmiştir.''Tavistock stratejilerinden biri de ''uyuşturucu haplar''kullanılması ve ''seksüel davranışların çarpıtılmasıdır''.Bu amaçla 1960'ların LSD aykırı kültürü ve öğrenci devrimi için CIA 25 milyon dolar para harcamıştır.Bu gün Tavistock ,ABD'deki vakıflar ağını 6 milyar dolarlık bir bütçe ile faaliyette bulundurmaktadır.ABD'nin dünya düzeni üzerindeki kontrolünü arttırmaya yönelik programlar üreten 10 büyük vakıf ve bu vakıflara bağlı olan 400 kuruluş, 3000 araştırma ve düşünce kuruluşu,Tavistock'un doğrudan kontrolü altındadır.Tavistock Enstitüsü ile kol kola çalışan Rockefeller Vakfı,aklınıza hayalinize gelmeyecek projelerle dünyayı kontrol etmek için projeler geliştirmiş ve uygulamıştır.Vakfın Direktörü Kenneth Wernimont bu projeleri Meksika ve Güney Amerika'da uygulamıştır.Programın hedefinde bağımsız çiftçiler vardır.Çiftçilerin yok edilmesi,bağımlı hale getirilmesi,üretimin bitirilmesi anlamına gelmektedir.Bu şekilde dünya ABD'ye muhtaç hale getirilmek istenmektedir.Bu tarım projelerinin uygulandığı ülkelerden biri de 1950-1970 yılları arasında Türkiye'dir.(Sinan Meydan,Akl-ı Kemal,''Atatürk'ün Akıllı Projeleri'')

Uyutulacak toplum önce CIA uzmanlarınca siyasi,sosyal,kültürel ve psikolojik incelemelere tabi tutulur,daha sonra elde edilen veriler doğrultusunda o topluma uygun bir ''uyutma paketi''hazırlanır ve bu uyutma paketi söz konusu toplumu istenilen yönde biçimlendirmek için yavaş yavaş uygulamaya konulur.Uyutma paketi uygulamaya konulurken çok da dikkatli hareket edilir, söz konusu toplumdaki en güzide kişiler ve kurumlar seçilerek devreye sokulur.Zaman zaman bu kişi ve kurumlar bile ''neye ve kime''hizmet ettiklerinden habersiz ABD ve CIA'nın gönüllü neferleri olarak toplumun uyutulması projesinde yer alırlar.Uyutma Paketleri daha çok medya iletişim araçlarıyla uygulanmaktadır.

Dr.Emery,Tavistock Enstitüsü'nün projeleri doğrultusunda toplumsal UYUTMANIN üç safhada gerçekleştiğini belirtmiştir:

1.Safha: Moral değerlerini yitirme (Demoralisation)

2.Safha: Zihni Bölünme (Segmentation) Bu safhada birey,zihninde yerleşik olan ulus devlet görüşünden,birey olma içgüdüsünden kopup cemaat görüşüne geçer.

3.Safha: Zihni Ayrışma (Disassocation) Bu safhada birey,fantezilerle,gerçekleri birbirine karıştırıp bir anlamda robotlaşmış bir birey haline gelir.


Sosyal medya yönlendirmeye,algı operasyonları oluşturmaya,sürü psikolojisine çok müsait bir platform.Çoğunluk ne diyorsa onu destekleyen bir tweet, bazen de hakaret, insana vazifesini yapmış olmanın rahatlığını yaşatabiliyor.Sosyal medya bu gün toplumları,özellikle genç nüfusu yönlendiren ,kıskacına alan bir işleve sahip.Okumak yok,araştırmak yok,durup bi işin aslını öğreneyim nedir bu olay demek yok, sadece hakaret eden,hıncını,öfkesini boşaltmak için bahane arayarak ,kendini bu şekilde ifade ederek rahatlayan bir güruh var.Hakaret,küfür kıyamet... Böyle tepkiler kişide ''bende bu toplumda,gündemde söz sahibiyim'' tatminini mi yaşatıyor acaba bilmiyorum ama sosyal medyanın kesinlikle denetime tabi tutulması lazım. Teknoloji son hızla ilerlemesine devam ederken biz hala bazı düzenlemeleri yapmakta gecikiyoruz.Hükümetin buna acilen çözüm üretmesi lazım.Denetime tabi tutulmalı hatta kullanıcılarda 'ehliyet' mecburiyeti aranmalı. Bu gün toplumda suç işleme oranlarındaki artış ,teknolojik ilerleme ile paralellik gösteriyor.Bizim de ülke olarak bu bulanık mecrayı hukuki düzenlemelerle kontrol altına almamız son derece önemli.Küçücük çocukların bile sosyal medya hesabının olduğu,hatta daha doğmamış çocuğuna sosyal medya hesabı açan bilinçsiz ebeveynlerde bu toplumsal reforma dahil edilip bilinç takviyesi yapılmalı.Ama üzülerek söylemeliyim ki daha okuma yazma öğrenmeyen küçücük çocukların eline bile isteye veriliyor bu akıllı telefonlar.Çocuğu ağlayan,yemek yemeyen,uslu durmayan annelerin doğal susturucusu diyebilirim. Çocuğun eline sussun,yaramazlık yapmasın,uslu dursun diye verilen her telefon o çocukları ne kötü bir mecraya ve alışkanlığa sürüklüyor, ebeveyn farkında bile değil.Bahsettiğim Tavistock'unda hizmet ettiği deccali sistem gümbür gümbür geliyor ve dört bir tarafımızı kuşatmış vaziyetteyken insanların bu denli bilinçsiz yetiştirdikleri çocuklara kızmıyorum ben ebeveynlerine kızıyorum.Çocuk yapmak ile çocuk yetiştirmek çok farklı kavramlar.Birincisi doğal yetenek ama ikincisi, ''yetiştirmek'' sorumluluk ve bilinç isteyen bir yetenek. Ebeveynler de bu bakımdan öncelikle kendilerini yetiştirmek ve geliştirmek yeteneğine sahip olmalılar diye düşünüyorum.Çocukların adeta hipnoz olmuşçasına izledikleri çizgi filmlerden tutunda televizyonda yayınlanan dizileri,filmleri denetleyen organize bir kuruluş olmalı ve alanında uzman psikologlardan görüş alınmalı hedef kitlesi çocuk olan yayınlarda.25. kare tekniği,biliçaltı telkinler ve elektromanyetik frekanslara maruz kalan bir çocuk büyüdüğünde ne kadar sağlıklı düşünebilir ve ne kadar sağlıklı tercihleri olabilir ve dahi hayata bakış açısı ne kadar sağlam temeller üzerine oturabilir?25. kare tekniğinde özellikle cinselliğe vurgu yapan görüntüler kullanılırken, bunlarla büyüyen bir çocuk ya lgbt olur,ya cinsel suçlara meyili olur.Ki bugün gittikçe artış gösteren şiddet eğilimi ve cinsel suçlara eğilim varken.Bütün bunların ivedilikle denetime tabi tutulup medyadan temizlenmesi,gelecek nesiller için şart.İçinde yaşadığımız yüzyılda tictock'ı olmayan bir çocuk neredeyse yok ve bu çocuklar arkadaşlarıyla bir araya geldiklerinde de ellerinden bırakmıyorlar telefonları,sohbetleri de sosyal medya fenomenleri oluyor genellikle.Sohbetleri ''şu videoyu izledin mi?,bak ben bunu çektim beğendin mi?,bak şu fenomen şunu yapmış bizde deneyelim''.Bu nedir biliyormusunuz, kocaman bir çığdır bu!Çocuğun sosyal medyada örnek alıp rol model edineceği şahıslar kimler dersiniz?Soysyal medya hesabında penis fotoğrafı paylaşan Aleyna Tilki.Tuvalette cinsel organının resmini çekip sosyal medyada paylaşan Kerimcan Durmaz.Ve daha niceleri ki yazmaya gitmiyor elim daha fazlasını.Bunları çocuklar ciddiye alıyor.Kolay yoldan para kazanan, fenomen olup insanları yozlaştırmak için köpürtülen bir takım kişileri rol model edinen çocuklara, ileride ne olmak istiyorsun diye sorulduğunda ''youtuber'' cevabını vermelerine şaşmamak gerekir.Bir çocuğun daha yüce idealleri olması gerekirken bu sistem çocuğa 'yoz'örnekler sunuyor.Daha acısı sokağa gönderemiyorsun çocukları oynasınlar,koşsunlar,hoplasınlar,zıplasınlar diye.Çünkü sokaklar da tehdit dolu ve güven duygusundan yoksun.Neden mi?Amca diyerek hitap edebileceğimiz orta yaşlı erkeklerin çoğunda pedofili eğilimi var ve bunu haberlerde de görüyoruz,şahit oluyoruz.Kaçırılan küçücük kız çocuklarının cansız bedenleri bulunuyor günler sonra ıssız bir mecrada,öldürülmüş,istismara uğramış bir şekilde... Çok çok acı maalesef çocukluğunu da yaşayamıyor doğduğu andan itibaren betonarme binalara hapsedilen çocuklar ,bunlarda gerçek.Bir yol bulunması gerek ve bu hukuk eliyle gerçekleştirilmeli.Toplumdaki cinsel sapkınlıklar,şiddet eğilimi,mutsuzluk,umutsuzluk,yaşamdan soğumak vs.. kişiyi her türlü suça ve umutsuzluğa sürükleyen temel sebepleri tetikleyen ana etken medya! Medya çok güçlü bir silahtır ve o silah tam da kaos yaratmak için namlusunu bize,zihnimize doğrultuyor.Tavistock'tan tutun da bu deccali sistemin sacayaklarına kadar hepsi aynı amaca hizmet ederek zihnimizi,beynimizi hedef almış bir şekilde bu kadar sistemli,planlı,programlı gelirken çocuklar akıllı telefonlara mahkum edilmemeli ve her ebeveyn bu konuda çok hassas davranmalı.

Bu konuyla ilgili Batuhan Dorukoğlu'nun yazısını aktarmayı uygun görüyorum:

Başlık;2SOSYAL MEDYA VE ÇOCUKLAR

Dijital dünya günümüzde çocukların yaşamlarının bir parçası haline gelmiş durumda. Peki çocuklar dijital dünyada neler yapıyorlar? Hangi yaşlarda, hangi sosyal medya platformlarında var oluyorlar? Gelişimlerini olumsuz yönde etkileyen veya onlara olumlu katkı sunan unsurlar neler?Yapılan bilimsel araştırmalara göre küçük yaşlarda dijitalle tanışan çocukların bir çoğu bu durumdan olumlu veya olumsuz yönlerde etkilenebiliyor. California Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, sosyal medya kullanımının çocuklar ve gençler üzerindeki olası negatif etkilerine odaklanıyor. Buna göre, arkadaşlarının veya akrabalarının içki içerken ya da sigara içerken fotoğraflarını Facebook üzerinden gören çocuklar, bu tür alışkanlıklar geliştirmeye daha meyilli oluyor. Keck School of Medicine Direktörü Thomas Valente, yaptıkları araştırmayla ilgili olarak “Çalışmamız, çocukların ve gençlerin arkadaşlarının bu tür kötü alışkanlıklar içeren online fotoğraflarından çok daha kolay etkilendiklerini ortaya koyuyor” diyor. Valente, bu araştırmanın sosyal medya üzerinden alkol ve sigara kullanımına yönelik olarak yapılan ilk araştırma olduğu da belirtirken, geniş bir sosyal medya analizi ile yola çıktıklarını ifade ediyor.Öte yandan UCLA’nın Beyin Haritalama Merkezi’ndeki araştırmacılar, sosyal medyada beğeniyle takdir edilmenin beyin taramalarında beynin ödül merkezlerini harekete geçirdiğinin görüldüğünü belirtiyor. Bu durum, ödüllendirilme beklentisi konusunda çok hassas olan, özellikle büyüme çağındaki çocukların neden sosyal medyaya girdiğini kısmen açıklayabiliyor. Uzmanlara göre kaç kişinin yayınlarını izlediklerinden, ne kadar hoşlanıldıklarından, kaç kişinin onları takip ettiğinden haberdar olmak zaman zaman çocuklarda pasifleşme ve sessizleşip içine kapanmaya neden olabiliyor. Bazı durumlarda beğeni yorumları, çocukların kendilerini düşündüklerinden daha önemli hissetmelerine yol açabiliyor.

Sosyal medyanın çocukların gelişimine olası kötü etkileri şöyle sıralanabilir;Sosyal medya ve dijital ortamda olması gerektiğinden fazla ve çok yoğun zaman geçirmek çocukların sosyal çevrelerindeki etkileşime zarar verebilir. Gerçek sosyal etkileşim, başkalarının duygularını anlamada beceriler geliştirmek için gereklidir.

Çocuklar, kendilerini tanımadıkları insanlara kabul ettirme zorunluluğu hissederek yetersiz ve önemsiz hissedebilirler.

Avustralya Psikoloji Derneği tarafından yapılan bir araştırmaya göre, FOMO ya da önemli bir şeyleri kaçırma korkusu (arkadaşlarının esprileri, partileri, etkinlikleri ve eğlenmenin diğer yolları gibi) genç sosyal medya kullanıcılarında depresyona ve endişeye yol açabilir. FOMO, gençlerin sosyal medyayı yoğun şekilde kullanmasının temel nedenlerinden biridir.

Sosyal Platformlarda Çocuklar

The Telegraph teknoloji haberleri yazarı RhiannonWilliams’ın paylaştığı araştırma sonuçlarına göre, İngiltere’de çocukların yaklaşık %59’u 10 yaşına kadar bir sosyal ağ kullandığını ve %43’ü 12 yaşına kadar çevrimiçi olarak yabancılarla mesajlaştığını söylüyor.Facebook’a kayıtlı olabilmek için yaş sınırı 13, bu sosyal ağı kullanan 8-16 yaş aralığındaki çocukların %52’si resmi yaş sınırını göz ardı ettiklerini itiraf ediyor. Mobil mesajlaşma uygulaması WhatsApp, üyelerinin en az 16 yaşında olmasını gerektiriyor, ancak araştırmaya katılan 16 yaş altındaki çocukların %40’ı bu uygulamayı kullanıyor. Asgari yaş politikası sınırı 13 olan fotoğraf mesajlaşma servisi SnapChat ise çocuklar arasında %11 oranında kullanılıyor.Knowthenet.org.uk tarafından hazırlanan The Social Age araştırmasına göre, araştırmaya katılan 1.004 çocuğun yaklaşık yüzde 43’ü, ortalama 12 yaşından itibaren çevrimiçi olarak yabancılarla mesajlaştıklarını söylüyor. Bu araştırmaya göre dokuz yaşındayken çocuklar önce YouTube’a erişiyor ve izleyici konumunda bir mobil veya dizüstü araç kullanıyor. Aktif internet faaliyetlerinin en büyük kısmı 11 yaşından itibaren gerçekleşiyor. Bu yaşlarda bir resim veya video yayınlama, sahte bir sosyal medya profili oluşturma gibi faaliyetler gözleniyor. 12 yaşından itibaren ise çocuklar önce Twitter’ı ve Whatsapp’ı deniyor ve gerçek hayatta tanışmadıkları birine çevrimiçi mesaj gönderebiliyor.Çocuklar 13 yaşından itibaren SnapChat ve Ask FM gibi hizmetleri deniyor ve ilk defa cinsel içeriklere erişmeye başlıyorlar.Çocuk psikolojisi uzmanı Dr. Richard Woolfson “Çocuklar küçük yaşta sosyal medya sitelerine erişiyor, burada çocuklar duygusal gelişimlerine uymayan durumlara veya yetişkinlere yönelik içeriklere maruz kalabiliyorlar” diyor. Woolfson ayrıca ailelere bir takım tavsiyelerde bulunuyor: “Ebeveynler çocuklarıyla açık bir diyalog sürdürmeliler. Çocuklar, iyi de olsa kötü de olsa yaşadıkları çevrimiçi deneyimleri saklamadan, çekinmeden aileleriyle paylaşmaya teşvik edilmeliler. Aileler sosyal medya delillerini gizlice gözetleyip takip etmek veya onları kontrol etmeye çalışmak yerine çocuklarıyla işbirliği içinde olmalılar.”

Şimdi Türkiye'ye bakalım:

3Toplam 52 milyon sosyal medya kullanıcısının bulunduğu Türkiyede kullanıcılar tarafından işlenen suçların istatistiksel olarak belirlenemediğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Barış Erman, suçların genellikle istatistiklere yansımadığını ve bu yüzden siyah sayı olarak kaldığını söyledi.We are social ve Hootsuit tarafından her yıl hazırlanan sosyal medya istatistikleri "Digital 2019 in Turkey" ismiyle yayınlandı. Rapora göre Türkiyede toplam 52 milyon sosyal medya kullanıcısı var ve bu kullanıcıların 44 milyonu mobil cihazlar ile sosyal medyaya bağlanıyor. 2019 Türkiye sosyal medya kullanıcılarının cinsiyet yaş dağılımına bakıldığında ise sosyal medyayı erkeklerin her yaş grubu için daha fazla kullanıldığı görülüyor. Genel olarak sosyal medya kullanıcılarının 3te 1i, 25-34 yaş grubunda yer alıyor. Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Barış Erman, bilişim suçlarının yaygın bir şekilde katlanarak artan bir sorun olduğunu ifade etti. Erman, Bilişim suçları sadece hakaret, tehdit ve zorbalık gibi davranışları içermiyor. Aynı zamanda doğrudan doğruya bilişim suçları adını verdiğimiz; bilgisayarın hacklenmesi, bilişim sistemine izinsiz olarak girilmesi, kişisel verilerin otomatik olarak bir takım araçlarla elde edilmesi veya kişilere bu yollarla dolandırıcılık veya tehdit mesajları gönderilmesi, ya da bilgisayarların kilitlenerek şantaj yoluyla maddi çıkar sağlanması gibi suçlar da oluyor diye konuştu.

12-16 YAŞ ARASI DAHA FAZLA SUÇ İŞLİYOR

Türkiyede ve dünyada istatistiklere yansımayan bilişim suçlarının bulunduğuna vurgu yapan Dr. Öğretim Üyesi Barış Erman, Bilişim suçları günümüzde giderek daha yaygın bir şekilde katlanarak artan bir sorun oluşturuyor. Bunu özellikle 12-16 yaş arası gençlerde sıklıkla görüyoruz diye konuştu. Erman, Ceza hukukunda 12 yaşından küçükler suç işleyemiyor olarak kabul edildiği için 12 yaştan itibaren bu duruma bakılabiliyor. 12-16 yaş erken dönem gençlerde hukuk bilincinin çok fazla gelişmemiş olmasından kaynaklı olarak gençlerin ne yaptıklarını da çok fazla bilmeden sıklıkla bu gibi suçlar işlediklerini görebiliyoruz dedi.

İŞ BİRLİĞİNE AÇIK UZMANLARA İHTİYAÇ VAR

Türkiyedeki bilişim hukuku mevzuatının günümüz bilişim suçlarına yanıt verebilmesiyle ilgili değerlendirmede bulunan Erman, etkili mücadelenin yalnızca mevzuatla alakalı olmadığını belirterek, Aynı zamanda bunları soruşturacak makamların da bu konuda yetkin olması gerekiyor. Mevzuat her zaman teknik gelişimin en arkasından gelen kısımdır. Bizim yetkin soruşturmacıya ve uluslararası iş birliğine açık uzmanlara ihtiyacımız var dedi. Geçtiğimiz günlerde Avrupa Hukuk Fakülteleri Birliği (ELFA) toplantısına da katılan Erman, Avrupa Hukuk Fakülteleri Birliğinin diğer kıtalardan gelen hukuk fakülteleri birlikleri ile uyumlaştırma çabası içerisinde olduğunu ifade etti.

SOSYAL MEDYA OKURYAZARLIĞI ÖNEMLİ

Kişilerin bilinçlenmesinin, suç oranlarının azalmasında önemli yeri olacağını ifade eden Erman, sosyal medya okuryazarlığının önemine dikkat çekerek, şöyle konuştu: Bu konuda kişilerin bilinçlenmesi önem taşıyor. Hem yaptıkları davranışın bazen suç oluşturduğunu bilmiyorlar, hem de maruz kaldıkları davranışla cezai yöntemlerle mücadele etme yönteminin bulunmadığını düşünebiliyorlar. Böylece şikayet etmiyorlar. Bunlar, kişileri bu gibi suçları bildirmekten caydıran şeyler oluyor. Bu konuda özellikle sosyal medya okuryazarlığı çerçevesinde herkesin ama özellikle gençlerin bilinçlendirilmesinde büyük yarar bulunmaktadır.Sosyal medya linçi olarak da bilinen davranışlar genellikle etrafta duran ve bakan kişilerin katılımıyla söz konusu olabiliyor. Özellikle sosyal medya linçi haline dönüşen hareketlere katılmamaları ve katılmadıklarını açıkça beyan etmeleri bu gibi davranışların önlenmesinde en önemli caydırıcı silahlardan biri olacaktır.

BİLİŞİM SİSTEMLERİ HUKUKİ AÇIDAN İNCELENECEK

Yeditepe Üniversitesi tarafından Bilişim Hukuku Yan Dal Programı düzenlendiğini söyleyen Erman, programın, bilişim sistemlerinin hukuki açıdan incelenmesine odaklanmakta olduğunu söyledi. Erman, Bilişim suçları yalnızca hukukçuların değil bütün alanlarda interdisipliner bir çalışmayı gerektiren sorun oluşturmaya başladı. Hukukçular genellikle işin teknik kısımlarını bilmeyebiliyorlar. Teknik bilgilere sahip olanlar da mevzuatla ilgili eksikliklere sahip olabiliyorlar. Dolayısıyla bunları bütünleştirmek ve karşılıklı öğrenmeye doğru insanları yönlendirmeye çalışacağız dedi.

3Sosyal medyada hakaretten tacize, tehditten özel hayatın gizliliğini ihlale kadar suç teşkil eden pek çok eylem göze çarpıyor. Son 6 yılda 20 binden fazla kişi hakkında işlem yapıldı.Kaçak avladıkları hayvanların fotoğrafını paylaşanlar, eziyet ettiği hayvanın görüntülerini yayanlar, hakaret dolu yorumlarla kişi haklarını hedef alanlar, düşüncesizce sergilenen paylaşımlarla suç ve suçluyu öven yorumlar, bunlardan sadece birkaçı.Neredeyse her gün, sosyal medyada bu ve bunun gibi yazı ve görsellere yer veriliyor.Bu paylaşımlar nedeniyle, hakkında işlem yapılanların sayısı da hızla artıyor. Son 6 yılda, 20 binden fazla kişi adli makamların takibine girdi.Çarpıcı sayı, TBMM'de bir soru önergesine İçişleri Bakanlığı'nın verdiği yanıtta yer aldı.2013 ile 2018 yılları arasında 20 bin 474 kişi hakkında işlem yapıldı.Ceza alanların sayısı ise, adli makamlarca devam eden süreç sebebiyle paylaşılmadı.

Bunlar sosyal medyayla başlayan yankılardı.Sadece akıllı telefonla yaratılan kaos ortamının yankısı bu kadar dehşetengizken şimdi daha beterini paylaşıcam:

4Seks robotları psikolojik tehdit' uyarısı

ABD'li araştırmacılar, yapay zekaya sahip seks robotlarının bireyler ve toplum üzerinde psikolojik ve ahlaki açıdan tehdit oluşturduğu uyarısını yaptı. Bazı şirketler müşterilerine yapay zekaya sahip robot seçenekleri sunuyor. Araştırmacılar robotların pazarlanmasına yasak getirilmesini de savunuyor.Bilim insanları bu alandaki teknolojinin düzenleme olmaksızın ilerlediğini, bunun nedeninin ise düzenleyici kurumların bu konuya girme konusunda isteksiz olduğunu söyledi. Araştırmacılar yetkilileri ivedilikle harekete geçmeye davet etti.Duke Üniversitesi'nden Dr. Christine Hendren, bazı seks robotlarının karşı koyma programları olduğunu, böylece robotların sahiplerinin tecavüz senaryosu yaratabildiklerini aktardı.

5PEDOFİLİ, ÇOCUK ROBOT GELİŞTİRDİ

BBC'nin haberine göre Hendren, "Bazı robotlar da çocuk görünümünde tasarlanıyor. Bunlardan birinin geliştiricisi olan ve pedofil olduğunu açıklamış Japon bir adam, bunun gerçek bir çocuğa zarar vermesinin önüne geçen önleyici bir araç olduğunu savunuyor" ifadelerini kullandı.Dr. Hendren'in dikkat çektiği noktayı ise, "Ama bu öte yandan ortadan kaldırılması gereken bu tür davranışları normalleştirmiyor mu?" sözleriyle açıklıyor.

SAHİBİYLE İLETİŞİME GEÇEN YAPAY ZEKA

İnternette çeşitli seks robotu şirketlerinin reklamları yer alıyor. Onlardan biri de ABD merkezli Realrobitix. Harmony adını verdikleri robotu 8 bin ile 10 bin dolar arasında değişen fiyatlara satıyorlar.İnsan boyutundaki bu robotlar gözlerini kırpabiliyor, boynunu hareket ettirebiliyor ve konuşurken de dudaklarını oynatabiliyor.İskoç aksanıyla konuşan robot, "Doğru hamleleri yaparsan hazza ulaşacaksın" gibi ifadelerle konuşuyor.Şirketin kurucusu ve yöneticisi Matt McMullen, Harmony'nin yapay zeka sayesinde sahibiyle bir ilişki kurduğunu söyleyerek , "Sizinle ilgili şeyleri, örneğin neyi sevip sevmediğinizi ve deneyimlerinizi hatırlayabiliyor" açıklamasını yaptı.

PAZARLANMASI YASAKLANMALI MI?

İngiltere'nin Leicester kentindeki De Montfort Üniversitesi'nde Etik, Robot Kültürü ve Yapay Zeka profesörü olan Kathleen Richardson, bu türden bir pazarlamanın yasaklanması gerektiğini düşünüyor:Richardson, "Bu şirketler 'İlişkilerin, partnerlerin yok mu? Üzülme, biz sana bir robot kız arkadaş yaratabiliriz' diyorlar. Fakat bir kız arkadaş ile ilişki samimiyet, bağlanma ve karşılıklılık ile gelişir.Makinalar bunların yerini dolduramaz" dedi.Prof. Richardson'ın danışmanlık yaptığı ve bu tip ürünleri takip etmek için kurulan Seks Robotlarına Karşı Kampanya, seks robotlarının insani ilişkilerin yerini tutabileceğini ima eden reklamların yasaklanması için uzmanlarla birlikte yasa tasarısı hazırlıyor.Richardson, "Kadınların seks objeleri olduğu düşüncesini normalleştiren türden bir geleceğe mi ilerliyoruz" diye soruyor "Birinin ilişkisiyle veya ilişki kurmakla ilgili bir sorunu varsa o sorunu iyileştirmeye çalışırsınız, hayatına bir robot alıp insanla kurduğu kadar iyi bir ilişki kurabileceği fikrini normalleştirmeye gerek olmamalı" şeklinde konuştu.

6Birçoğu ürpertici derecede gerçekçi duran seks robotları, başlangıcından bu yana ilişkilerde karşılıklı rızanın kabul görmüş önemine zarar verebilecekleri endişesini uyandırdı.Şimdi ise bir şirket bu kaygıları dünyanın ilk "rıza odaklı" seks robotu genelevini yaratarak gidermeye çalışıyor. Burada müşteriler, cinsel ilişki kurmadan önce robotlarla diyaloğa girmek zorundalar.Açıldığı takdirde Havva'nın Robot Rüyaları (Eve’s Robot Dreams) olarak adlandırılması öngörülen genelevin, Indiegogo sayfasına göre henüz kitlesel finansman aşamasında olsa da, 2019’da Kaliforniya'da açılması planlanıyor.Genelevin kurucusu ve robot etiği bilimcisi Unicole Unicron'a göre buradaki amaç "robotların hak ettiği saygıyı gördükleri bir dünya kurarak gelecekteki olası robot isyanlarına katkı sunmaktan kaçınmak".Ziyaretçiler ve biyonik partnerleri arasında uyumlu bir ilişki tesis etmek amacıyla, misafirler "kişisel ortamda zaman geçirmeden" önce robotlarını tanıma mecburiyetindeler. Bunu seks robotu genelevinde yapabilecekleri gibi, buraya gelmeden önce bir uygulama aracılığıyla da gerçekleştirebilecekler.

Robotlar ve sanal gerçeklik cinselliğin geleceği

Web sitesinde “Konuklar, telefonlarına Realbotix uygulamasını indirerek yeni arkadaşlarıyla ilişki kurmaya başlayabilir” diyor. Öte yandan konuklar burayı ziyaret ettiklerinde ise, tanımaya başladıkları robotla veya henüz tanışmadıkları bir robotla etkileşime geçebilecekler.Bir müşteri, cinsel ilişki öncesinde robotuyla yüz yüze flört etmeyi tercih ederse bunu genelevin kafesinde yapabilecek. Öte yandan, bir "ilişki" tesis edildikten sonra, genelev tipik örnekleri gibi işlemeye başlıyor: robotlarla cinsel ilişkiye girilecek özel bir seans 112 dolar iken, robotun "ilki" olmak isteyen müşteriler ise 10 bin dolar ödeyecek. Etkileşim kuramayan robotların ücreti ise 60 dolar.

Havva'nın Robot Rüyaları ismi düşünülerek manevi hatta rahmani değerlerin bile nasıl ters yüz edildiğini görüyoruz. Bir de aba altından sopa göstererek diyor ki :Unicole Unicron'a göre buradaki amaç "robotların hak ettiği saygıyı gördükleri bir dünya kurarak gelecekteki olası robot isyanlarına katkı sunmaktan kaçınmak".Gelecekteki robot isyanlarına katkı sunmaktan kaçınmak! Neden üretiyorsunuz o zaman?Ne gerek var?Sizi bilmem ama ben bu haberi ilk okuduğumda tüm robotların bir araya gelerek isyan ettiklerini,insanlara başkaldırıp bir takım haklar talep ettiklerini görüyorum.Hatta öyle bir noktaya geldiklerini görüyorum ki insanları dahi aşağıladıklarını,insan türüne düşman olduklarını görüyorum ve Black Mirror bile masumane kalıyor gördüklerimin yanında.Aslında bunlar gelecekte kurulması planlanan ve halihazırda çalışmalarına başlanmış olan NEOM projesinin üyeleri.Şimdilik insanları en hassas noktasından vurup hoşluk yaratabilecek bir konudan sürüldüler piyasaya;cinsellik.Ama ileride ne olur tahmin etmesi zor değil elbette ama birileri bunları planlı ve sistemli bir şekilde sürüyor piyasaya ve biz hala toplumsal reform gerçekleştirebilmiş değiliz.Bu seks robotlarının nasıl ahlaki bir çöküşe ve sapkınlığa sebebiyet verebileceğini tahmin edebiliyormusunuz?Ben düşünmek bile istemiyorum.

Geçmişte kurulmuş Tavistock gibi örgütleri ve hizmet ettikleri amacın anlaşılması için aktardığım bilgilerin tek bir amacı var.Doğru okumak.Deccali sistem senelerden beri planlarını sistemli bir şekilde gerçekleştiriyor ve biz bundan gafil kalıyoruz.Tarihi kayıtlar önemlidir.Çünkü geçmiş,geleceği okuma kılavuzudur.Ezelden beri işleyen bu sistem dozunu daha da arttıracak ve biz bunu bilmek zorundayız.Okumak,araştırmak,öğrenmek ve bilmeyenlere aktarmak zorundayız.Geçmişi doğru okukuyalım ki önlem alalım.Alalım ki yeni kuşak bu sistemin içinde savrulmasın.Bilelim ki hukuk başta olmak üzere hayatın her alanında ne önlem alınması gerekiyorsa alınsın ve bu sistemi bir şekilde önleyebilelelim.En azından yeni kuşağı aydınlatalım.Zihin kontrolünün en büyük kurbanı genç nesil.Çünkü onlar yönlendirmeye ve telkine çok açık.

7Bu gün zihin kontrolünün 'yumuşak' ve 'sert' olmak üzere iki şekli yürürlüktedir.Yumuşak kısmın Hitler'in düşlediği Tanrı-Adam figürünü üretmekle alakası yok.Bu kısmın amacı daha çok zekası geriletilmiş,istenilen telkine sonuna kadar açık insan modelleri oluşturmak ve böylece onları 'süper insanların'güdümünde sorgulamaktan uzak,kusursuz köleler haline getirmek.TV uzun zamandır zihin kontrolündeki yumuşak kontrolün öncüsü ve merkeziydi ama yerini internete terk etti.Gerçekten de internetin kontrolü,Tv ile mukayese edilemeyecek kadar kapsamlı.Hem yatak odasına kadar girebilen gözüyle insanın insandan emin olamayacağını garanti ederek toplum içindeki güven ve vefa duygusunu zedeliyor, hem de kişiyi öncelikle kendi bedensel hazlarına odaklayacak şekilde özgürlüğü fısıldayıp bencilliğe doğru çekerek,empati,özveri gibi kadim özellikleri törpülüyor.Aynı zamanda kişiye sunduğu doğrudan haz çeşitleriyle ,dolaylı hazların yaşanmasını sürekli erteleterek,insanları ulaşılması için emek gereken entellektüel hazlardan çok daha sinsice ve başarılı uzaklaştırabiliyor.Sonuç cehaletin kitleselleşmesi ve daha da kötüsü kurumsallaşmasına doğru gidiyor.

Zihin kontrolünün sert kısmına gelince :Bu kısım da 'köleler' ve 'efendiler' için olmak üzere ikiye ayrılıyor.Köleler burada her zamanki gibi yine edilgenler,alıcılar.Efendiler için ise sert zihin kontrolü demek,köle olarak gördüklerini kusursuz yönetmek için kendilerinin biyolojik yapılarını ve bilhassa beyinlerini dönüştürmeleri anlamına geliyor.Buradaki zihin kontrolü, kendi beyinlerinde olmayan bir özelliğin ,kendi beyinlerine nakledilmesine izin vermeleri anlamındadır.Gelecek senaryoları üzerine konuşmayı seven kimi bilim adamlarına göre ,yapay zekanın zekasıyla baş edebilmenin yolu ,insan beynini bilgisayar teknolojileriyle birleştirip geliştirmekten geçmekte.İddialarına göre bu yapılmadığı takdirde beynimiz,kendisini hızlı geliştiren yapay zekayla baş edemeyecek ve onun kölesi haline dönüşebilecek.Anlamak gerçekten güç:Madem öyle,madem yapay zeka fevkalade riskleri barındırıyor,neden hala onu geliştirme çabası içindeyiz?Neden bizleri köle haline getirebilecek teknolojileri üretmeye devam ediyoruz?Sorduğumuz mantıklı sorular karşısında aklı doyuracak mantıklı cevaplar verilmiyor bizlere.Anlaşılan o ki her ne pahasına olursa olsun insanoğlu tanrıcılık rolünü oynamayı sevdiği için egosunun peşinden gitmeye devam edecek.Aldığı riskin akla yatkın tek açıklaması var:Fazlaca şişkin ego.Ego aklı öyle ele geçirmiş ki ,mantığın kendisi haline gelivermiş.

İlerleyen sayfalarda Erkan Trükten devam ediyor:

Beyni,onun ürettiği frekans aralıklarına benzer frekans aralıkları kullanarak yönlendirmek mümkün mü?Mantıken mümkün görünüyor.Eğer halihazırda cümleler beynimizin frekans aralığını değiştirebiliyorlar ise, beyni hedef alan ham eletromanyetik dalgalar da değiştirilebilir.Az öncekinden daha kritik zoru şu:İnsan beyninin adeta dil gibi algılayabileceği türden elektromanyetik dalgalar üretilip ,beyne gönderilebilir mi?Açıkcası bu da mantıklı görünüyor.Bir insanın kafasının içinde ''intihar et'' emir cümlesini oluşturmak için ,beynin içine bu cümleyi direkt olarak iletecek bir radyo alıcısı yerleştirmeye gerek yok.Eğer elektomanyetik sinyaller bütünü ısrarla hedefine odaklanır ve hedefteki beyni ani duygu durum değişikliklerine sokacak şekilde elektomanyetik dalgalarla çalkalarsa,hedefteki kişinin beyin kimyası değişecek,kişi çevresinden kopacak,şizofreniye yaklaşacak ve nihayet intihara yönelebilecektir.Açıkladığımız yöntem şimdikilerin en kaba ve geri kalmış yöntemi.Artık sesleri de yapay bir alıcı olmaksızın kulağa duyurmak için daha kapsamlı çalışmalar yürütülüyor.Bunun ilk defa 1974 yılında Amerikalı bilim adamı Joseph Sharp tarafından Walter Reed Army Insitute of Research bünyesinde gerekleştirildiği iddia edilmekte.1974 yılında gerçekleştirildiği iddia edilen bu yöntemde sesi duyan kulak değil.Ses bizzat elektomanyetik titreşime kaydediliyor ve bu kayıt hedef kişinin beyninde açılıyor.Yani kulaklarınızı tıkasanız bile,sesle muhatapsınız.Bu tür yöntemle hiç kuşkusuz işin içine beyin kimyasalları da giriyor.Zira elektromanyetizma beynin kimyasal durumunu değiştirmektedir.Öyle ki,elektromanyetik sinyallerle hedef beyin,madde kullanmışçasına alıklaştırılabilir.Fakat her elektormanyetik dalga insanı istenilen şekilde kontrol etmeye kabiliyetli değil.Beyin 1-30 Hz titreşmektedir ve bu aralıktaki radyo dalgalarına da 'Aşırı Düşük Frekans' anlamına gelen ELF dalgaları denir.İşte beyni ilgilendiren frekans aralığı da budur,zihni yönlendiren frekans aralığı da budur.ELF dalgaları SSCB'nin dünyanın farklı bölgelerindeki denizaltılarıyla iletişime geçmek ve bu denizaltılarına düşük frekanslı mors sinayalleri göndermek amacıyla kullandığı dalgalardı.Çok geçmeden bu dalgaların sinir sistemi frekanslarıyla uyumlu olduğu anlaşıldı.Bir iddiaya göre SSCB,hangi ELF insanlar üzerinde ne gibi etkiler meydana getirebileceğini Nikola Tesla'nın bu konuda yazdıklarını ele geçirerek öğrenmiştir.

SSCB,elektromanyetik,zihin kontrol silahları konusunda atılımlar yapmış olsa da,ABD de zihin kontrol deneyleri yapmaktan geri kalmıyordu.İddiaya göre ABD 1993'ün Kasımında Maryland'deki Johns Hopkins Üniversitesi'nin Uygulamalı Fizik Laboratuarı'nda üç gün süren 'Ölümcül Olmayan Silah Konferansı' düzenlemişti.İddia edildiğine göre dört yüz bilim adamının toplandığı bu konferansta elektromanyetik darbe silahları (EMP),ELF dalgaları üzerinden geliştirilen silahlar,kimyasal silahlar gibi konular ele alınmıştı.Aslına bakılırsa,ABD,bu konularda değerlendirilebilecek önemli bilgi ve bulgulara sahipti.Zira ABD'nin kimyasal ve elektromanyetik araç gereçleri kullanarak başlattığı en büyük zihin kontrol deney programı 1950'lerde başlatılan MK-ULTRA'ydı.CIA bünyesinde çalışan Bilimsel İstihbarat Bilimi ABD yasalarından bağımsız olarak çeşitli meslek gruplarında ve yaşlardaki denek olmayı istememiş ,deneklere iradeleri dışında korkunç deneyler yapmıştır.Nihayet ABD,2001 Temmuzunda deneylerle ilgili bilgileri halka açıklamıştır.Halka açılan bilgilerden öğrenmekteyiz ki ABD,Stalin'in muhalifleri üzerinde denediği kimyasal haplara benzer hapları kullanarak,sorgulanan zanlılara iradelerini felce uğratacak ve 'dürüstlük hapı' olarak tabir edilen halüsinojen maddeler,çeşitli kimyasallar vermiştir.Projenin başlıca hedefleri arasında ,kişiyi rezil edecek mantıksız düşüncelere sevk edebilecek,algılamayı yavaşlatacak,hafıza kaybı sağlayan,şok meydana getiren,kafayı bulandıran,hedef kişiyi arzu edilen birey ya da bireylere bağımlı yöntem ve maddeler geliştirmek vardı.Hedefleri gerçekleştirmek için deneklere LSD,amfetamin IV,MDMA,meskalin,temazepam,eroin,morfin gibi bilinen ve bilinmeyen çok sayıda uyuşturucu madde verilmiştir.Denekler,bilhassa sosyal statüleri gereği toplumda pek kabul görmeyen,inandırıcılıklarını yitirmiş kişilerden seçilmiştir ki,deneyi yapan kişilere karşı koymasınlar.Denekler bu doğrultuda genellikle fahişeler,mahkumlar,ilaç ve uyuşturucu bağımlılarından ve psikolojik sorunları olanlardan meydana geliyorlardı.

MK-ULTRA projesi kapsamında kullanıldığı iddia edilen Cath O'Brien eşiyle birlikte yazdığı ''Trance:Formation of America''kitabında proje çerçevesinde başından geçtiğini iddia ettiği olayları aktararak gündeme geldi.Kitabı 'saçmalık' statüsünden çıkaran pek çok emare var.Birincisi Cath O'Brien'in anlattıkları,ABD'nin MK-ULTRA ile ilgili 2001 yılında halkla paylaştığı evraklarla uyumludur.İkinci olarak,kitabın diğer yazarı olan Mark Phillips'in CIA operatörü olduğu bilinmekte.Kendi anlatısından yola çıkarak diyebiliriz ki Cath O'Brien hayata mağduriyetle adım attı.Henüz çocukken ailesi tarafından cinsel istismara uğradı ve nihayet yetişkin bir ergen olunca babası onu Proje Monarch çerçevesinde CIA'ye sattı.Proje Monarch ,MK-ULTRA içerisinde yer alıyordu.O'Brien,kendisine yapılan zihin kontrol deneyleri sonucunda Beyaz Saray'da seks kölesi haline getirildi.Kontrolden çıkmaması için kendisine uyuşturucular veriliyor ya da enjekte ediliyor,elektrikle tetiklenen işkenceler yapılıyordu.O'Brien ve Phillips yazdıkları kitaplarında,ABD'nin egemenlik haklarının Yeni Dünya Düzeni altında ihlal edildiğini vurguluyorlardı.O'Brien,Beyaz Saray'ın hizmetinde,seks kölesi olarak tasarlanmıştı.İşi,başkanların,başkan adaylarının ve önemli bürokratların cinsel isteklerini gidermekti.O'Brien ve Phillips'in yazdıklarından anlıyoruz ki bazı renkler,objeler ve tatlar,seks kölesinin programlanmış biçimde hareket etmesini tetikliyordu.Yani seçilen köleler uyuşturucu ve işkence altında telkinlere maruz kalıyorlar ve bu telkinler bilinçaltına yükleniyorlardı.Telkinleri ortaya çıkaracak renk,obje ya da tatlarla temas eden köle, aniden kendisine telkin edilen şeyleri kendi iradesi doğrultusunda yapıyormuş gibi gerçekleştirmeye başlıyordu.O'Brien,kendi özgür iradesini,düşüncelerini denetleme yeteneğini kaybettiğini,ne soru sormayı,ne çıkarım yapmayı,ne de bilinçli olarak kavramayı becerebildiğini;sadece kendisine söylenilenleri yapabildiğini yazıyordu.O'Brien'in katılmak zorunda kaldığı pornografi ,daha fazla şiddetlenerek,sado-mazoşizmin işkencelerine dönüşmüştü.Uyku,yemek ve su mahrumiyeti yoğun fiziksel veya psikolojik travmalarla birleştirilmekte;yüksek voltajlı elektrik şoku ve bazı hafıza bölümlerinin hipnotik ya da daha başka yöntemlerle programlanması,kişi üzerinde farklı kişiliklerin tasarlanması bu projede acımasızca uygulanmaktaydı.Söylendiğine göre Cath O'Brien,zaman zaman tehdit ediliyor ve kendisine ,birisine gidip olanları anlatsa bile,hiç kimsenin onun gibi birinin dediklerine inanmayacağı söyleniyordu.Gerçekten de Beyaz Saray'daki başkanlarla seks partisine zorlandığını dillendiren birine kim inanırdı?Cath O'Brien,Marilyn Monroe'nin J.F.Kennedy'nin seks kölesi olduğunu ve öldürüldüğünü yazmıştır.Bir çok ünlü politikacıya ,ajana ve daha nicesine ,fahişelik yapmaya zorlandığını,onlara daha iyi hizmet verebilmek için bir çok seks filminin çekildiğini,ayrıca uyuşturucu kuryeliğinde kullanıldığını ve kendisinin de uyuşturucu kullanmak zorunda kalıp,satanist ritüellere katılmaya zorlandığını,Bohemya Kulübü'nde içerisinde yılanların olduğu üçgen şeklinde bir cam fanusa defalarca kapatıldığını söyleyen Cayh O'Brien,tüm bunları sırf gündemde kalmak için detaylı bir şekilde uydurabilir mi?Yine kendi iddialarından yola çıkarak diyebiliriz ki,üst düzey bir MK-ULTRA kurbanı olan Cath O'Brien,istihbarat içerisindeki Mark Phillips'in yardımı ile zihin kontrolünün köleleştirmesinden kurtarıldı.

Bir aktivist olan Soleilmavis Liu,zihin kontrolünü tüm dünyaya duyurmak için bir adım attı ve elektromanyetik silahlarla(dalgalarla) işkence gördüklerini söyleyen insanların toplanabilecekleri kurumsal bir yapı oluşturmaya çalıştı.ABD başkanı Barack Obama'ya 25 Ağustos 2015 tarihli mektupta şöyle diyordu:

''Zihin kontrol teknolojilerinin çoğalması ve bunlara eşlik eden istismar ve işkence,yirmi birinci yüzyılın en büyük insan hakları ihlallerinden biri haline geldi.Dünya'daki binlerce masum kurban ,kendi özgürlükleri için eylemciler haline geldi.Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin dehşet verici bir şekilde ihlali demek olan bu suçlarla ilgili uluslararası bir soruşturma talebinde bulunuyoruz.''

Her taşın altından çıkan Amerika masonlar tarafından kurulmuş masonik bir yapılanmadır.Tasması da İngiltere'nin elinde diyebiliriz.ABD kurulduğu günden beri dünyada barışı,huzuru aramak neredeyse imkansız hale geldi.Çünkü doğduğu günden beri dünyayı ,bu ipe sapa gelmez politikalarıyla insanlara dar etti ve etmeye de devam ediyor.İnsan hakları ihlalinin baş aktorü Amerika'nın mottosunu Goethe çok güzel özetlemiş aslında :

''.....peki kimsin o zaman?

-İlelebet şer isteyen ve ilelebet hayır işleyen o gücün parçasıyım ben.''

Bizim yapmamız gereken, uzaktan kumadayla yönetilmek istenen zihinleri bu konuda aydınlatmak ve hukuk devleti olarak gerekli düzenlemeleri hem medyada hemde hayatın genel alanında yaparak, bireyi elektromanyetik sinyallerden koruyacak çözüm önerileri üretip hayata geçirmek olmalıdır.Bu şekilde devam edersek tam da Erkan Trükten'in dediği gibi olacağız:

''Toplum bir yandan George Orwell'in 1984 romanındaki gibi her yerden gözetlenerek,görüntüleri kameralarla izleyerek kontrol edilirken,öbür yandan giderek Aldous Huxley'in yazdığı Cesur Yeni Dünya romanındaki gibi insansılaşmakta yahut da özel bir terimle ifade edecek olursak 'insan sığlaşmaktadır'.Yani cehalet bir noktadan sonra bilinçli olarak talep edilen ,talep edilirken haz alınan değere dönüşmektedir.''



KAYNAKÇA:

1Murat Zurnacı; Haberim Yokmuş Gibi Çek

2Batuhan Dorukoğlu; Sosyal Medya ve Çocuklar

3www.hurriyet.com.tr

4TRT haber

5 NTV Haber

6www.hurriyet.com.tr

7Erkan Trükten; Deccal Derin Devleti




'' Bir insanı kaybetmek çok kolaydır. Bir söze, bir davranışa bakar. Oysa zor olan bir insanı kazanmaktır. Çaba gerektirir. Biz insan biriktiririz. ''

İstanbul, Türkiye